30 Ocak 2009 Cuma

29 Ocak 2009 Perşembe

CelticsTR.Com

Sevgili Yiğit ve ben, bu aklımızdaki projeyi kısa bir süre içerisinde hayata geçirdik ve 5 gündür de yayındayız. Bildiğiniz üzere, Türkiye'de NBA'ye olan ilginin artmasıyla doğru orantıda hem genel NBA siteleri, hem de takım özelinde kurulan NBA siteleri sayısı artmış durumda. Son örnekler; LakersTR ve RoxTurk.

Geçen yıl gelen başarıyla birlikte artan Celtics fanları sebebiyle, böyle bir oluşumun yararlı olabileceğini düşündük. Lafı çok evirip çevirmeye de gerek yok. Adresimiz budur:

http://www.celticstr.com

Şu an anasayfamız hazır olmadığı için sizleri foruma yönlendirmekte; ancak anasayfa kurulumu da başladı ve birkaç gün içerisinde bir anasayfaya da sahip olacağız.

Yaklaşık 1 haftadır blog'un epey durakladığının farkındasınızdır. En önemli etken de bu site için verdiğimiz uğraşlardı. Aslına bakılırsa, hala da bitmedi işimiz. Zira, yeni bir oluşum olduğumuz için çok eksiğimiz var ve bunları oturtmak zaman alacak. Bu sebeple, blog'da eski güncelliğinde olmayacak açık konuşmak gerekirse. Bunun dışında birkaç gelişme daha var kendi özelimde, bunlar da etkiliyor burayı ve etkilemeye de devam edecek gibi gözüküyor. Tabii, yine fırsat buldukça buralara bir şeyler karalayacağız. Takipte olun veya olmayın; biz yine buradayız. :)

Trajan Langdon Röportajı

Ligin resmi sitesinin yeni sorumlusu, sevgili Mete Aktaş, geçen sezon Euroleague finalinin MVP'si olan Trajan Langdon ile resmi site için keyifli bir röportaj gerçekleştirmiş. Şuradan buyrun.

28 Ocak 2009 Çarşamba

Kerem Tunçeri

2011 yazına kadar Efes Pilsen'de.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Redd Gider, Bucks Biter

Fena gitmiyordu Bucks sezon başından bu yana. %50'ye yakın bir galibiyet yüzdesiyle son sıradan play-off'a girecek veya play-off'u kılpayı kaçıracak takım görüntüsünü veriyorlardı. Sezon içinde Redd'in sakatlık sebebiyle forma giydiği zaman diliminde zorlanmışlardı. Dönüşüyle birlikte çıkışa geçtiler yine ama, Redd'den bir kötü haber daha geldi. Bucks'ın play-off ümitlerini bir başka bahara ertelemesini sağlayacak kadar kötü bir haber bu hem de... Sezonu kapattı Redd; büyük olasılıkla Bucks da bu sezonluk dükkanı kapattı onun gidişiyle...

Amerika Bu Kızı Konuşuyor(muş)

Açtım okuyorum şu haberi. "Amerika bu kızı konuşuyor" ve "Amerika'daki Kolejler Ligi" gibi ifadeleri görünce dedim herhalde olağanüstü işler yaptı bizim Türk vatandaş. Bir yandan da, "bu kız, bu kadar iyiyse neden daha önce hiç duymadık biz bunu buralarda?" diye içimden geçiriyorum. Bunları düşünürken okumaya devam ediyorum ve kilit nokta geliyor karşıma: "10 dakika sahada kalan İpek Derici, karşılaşmayı 7 sayı, 4 ribaunt, 3 asist ve 2 top çalma gibi istatistiklerle bitirdi." Eyvallah, 10 dakika gibi bir sürede bu yaptıkları müthiş ama başlık nedir öyle? Amerika'nın kaçta kaçı bayan basketbolu izliyor? Kaçta kaçı Bayanlar Kolej Ligi'ni izliyor? Kaçta kaçı bu takımı biliyor? Kaçtı kaçı İpek'i tanıyor? Kaçta kaçı bu maçı izledi? Ve kaçta kaçı bu kızı konuşuyor? Neyse, biz tıkladık ya o linke; yeter o haberi yazanlara bu zaten...

24 Ocak 2009 Cumartesi

Dee İsrail'e, Faison İspanya'ya

2 eski dosttan 2 transfer haberi. Dee'den başlayalım. G.Saray Cafe Crown onun adına oldukça iyi bir fırsattı ama yeteri kadar iyi değerlendiremedi bu şansı. Buna rağmen NBA'e bir takıma ucundan girmeyi başardı. Orada da kötüydü; şimdiki rotası Maccabi Tel-Aviv. Avrupa basketboluna uyum sağlaması zaman alır yorumları yapılıyordu buradayken. Son NBA macerası da iç açıcı değil. Birkaç sene sonra Asya basketboluna uyum sağlar belki...

Faison da Beşiktaş Cola Turka'nın bu sene yaşadığı maddi sıkıntı sırasında takımdan ayrılan isimlerden sadece biri. Onun da yolu İspanya'ya düşmüş; ViveMenarco forması giyecekmiş. Ben onu Türkiye macerasında pek beğenmedim ama parasını alamayan bir oyuncu, sahaya yansıtır bunu bariz bir şekilde (yabancı oyuncular bu konuda daha başarılılar). Faison'un durumu böyleydi belki; takip edelim İspanya'da, anlarız işin eğrisini doğrusunu.

Beko All-Star 2009

Önden söyleyeyim, kendi açıma yeterli keyifi alamadım organizasyondan. Bunda organizasyonu televizyon başında izlememizin de payı olabilir tabii ki; bu tarz şeyler biraz da o atmosferin içine girince insana tat verir. Red Foxes'ı reklamlar sebebiyle 10-15 saniye izleyebildik mola başına. Burada Red Foxes çıktı mı ekrana yapışan şahıs, orada ne yapar bilinmez...

3 sayı yarışmasında blog ahalisi yanılmamış. En yüksek oyu Ömer Ünver almıştı bizim oylamamızda, yine rahat bir şekilde aldı götürdü yarışmayı geçen yılki gibi. Özellikle bu sene Alper'in çok iyi üç sayı kullandığı maçları görünce, "sürpriz ata oynayayım ben, farkımız olsun dimi eheh" dedim; iyi patladım. NBA'de iki senedir bu yarışmayı kazanan Jason Kapono ile Ömer Ünver'in en büyük benzerliği, ikisinin de 1 sene boyunca yemeden içmeden sadece bu yarışmaya çalışmaları olsa gerek. Maçlarda piyasada yok bu elemanlar...

Sen geçen sene getirip önümüze White'ı koyarsan bu seneki yarışmayı izleyince de suratımızı ekşitmemize razı olacaksın artık. :) Adaylar açıklandığında Jason Forte ismini gördükten sonra, herkes gibi "bu ne?" moduna girdim ama boş adam olmadığını gösterdi Forte (en azından smaç konusunda). Prowell, Sinan ve Forte öne çıktı benim açımdan yarışmada. Prowell, olmayacak smaçlar vurmaya çalıştı; kendine yazık etti. Öyle şeyler deniyor ki; aha yaparsa kesin tam puan alacak diyorsun, ama bir yandan da (afedersiniz) "nah yaparsın" diyorsunuz. Sinan da iyi smaçlar vurdu; özellikle 360'ı muazzamdı ama Forte hak ederek kazandı. TBL'nin en kofti yabancılarından -belki de en kötüsü- ama bu smaç işi çok daha başka bugün gördüğümüz gibi.

Maça dair inanın, yapacak hiçbir yorum yok. Bir yandan bilgisayara göz atıyordum maçı izlerken. MSN'de biri titreşim göndermiş; kafamı eğip tıklıyorum konuşma penceresine, spiker o sırada Graves'den üç sayılık isabet, diyor. Pencereyi alta indiriyorum; kafamı kaldırıyorum - bu ana kadar geçen süre 3 saniye ya var, ya yok - Serkan Erdoğan şuta kalkıyor. Pes vallahi. Denecek fazla bir şey yok. Traylor biraz güzelleştirdi ama All-Star'ı. Tipini, fiziğini Shaq'a falan benzitiyoruz da sempatiklik, bu All-Star organizasyonlarına kattıkları renk açısından da pek farkları yokmuş hani. :) Traylor'a da bir tebrik gönderelim kazandığı MVP ödülü için.

Red Foxes, Hadise ve Slam Nation üçlüsü aralarda çıkarak, maçın baygınlığını üstümüzden atmaya çalıştılar ama onlar da yetemediler bu bizim "harika" All-Star maçımıza...

Banner

Sonunda bizim de bir banner'ımız var. :) Sevgili Emre ağabeyim ilgilendi sağolsun, ona bir de buradan teşekkür gitsin. Siz okuyanların da yorumlarını bekleriz hem banner hakkında hem blog hakkında yorum kısmına...

23 Ocak 2009 Cuma

TB2L Hakkında

İbrahim Kutluay'ın İTÜ'ye geçmesiyle birlikte TB2L'ye olan ilgi belirli bir ölçüde artmış durumda. Bu artış, ahım şahım bir artış değil elbette. Neticesinde ikinci lig maçlarını canlı izleme fırsatımız hala yok; hala çoğu basketbolsever ikinci ligde oynayan takımların yarısını sayamıyor; hala haber ajanslarında bu lig kaale bile alınmıyor. Değişen tek şey, her hafta İbrahim Kutluay'ın takımının maçı kaç kaç kazandığı veya kaybettiği ve İbrahim'in kaç sayı attığı üzerine kurulu olan haberler. Ama bu bile başlı başına, ikinci lige olan ilginin artmasına yetiyor. Yalan yok, ben de takip etmiyorum TB2L'yi biraz Tofaş biraz da İTÜ dışında. Yalnızca ligin ilgimi çekmemesinden kaynaklı bir durum değil bu; o kadar yoğun ki artık spor gündemi, haftasonları o kadar çok canlı maç yayını var ki, haftaiçi ve günün her saati o kadar çok okunacak değerli yazı ve yorumlar var ki bu takip ettiğimiz ligler hakkında, kalmıyor vakit TB2L'ye. Tofaş'a olan ilginin sebebi de önceki post'ları okumuş ve aklınızda da kalmışsa oradan tahmin edebileceğiniz üzere Bursa'lı olmam. Bu sene topu topu 2 Tofaş maçına gittim ya, neyse... Haftaya cumartesi İTÜ gelecek bizim buralara. İbrahim Kutluay'ın maç başına nasıl 10-15 faul atışı kullandığını öğrenebilmem için oldukça önemli bir fırsat. Kaçırmayacağım kesinlikle.

Ha, bir de. Harun Erdenay'ı da bekliyorum, bekliyoruz. Mutlaka...

Hürriyet'in Dabovic Haberi

Son günlerin meşhur pozu. FHM dergisi sağolsun, Dabovic'e bu pozları verdirttirirken bizim Türk basınına da epey bir koz verdiler. Onlar da sapına kadar kullanıyor tabii bunu. Manşetler atılmış, "Dabovic'ten cesur pozlar", "Dabovic soyundu!!!" tarzı şekillerde. "Magazin ve cesur poz" deyince aklınıza ilk olarak hangi basın-yayın organı gelir? Evet, doğru tahmin ettiniz; Hürriyet pek tabii ki de...

Dabovic'in bu pozunu pas geçmeyenlerden onlar da. Alışık olduğumuz bir tarzda sunmuşlar haberi. 2 cümleyi koymuşlar başa; sonrası "işte xxx'in seksi pozları!". İlerlemeden önce araya bir şey daha sıkıştırayım. Hürriyet bu "xxx'in fotoları için tıklayınız" kalıbının o kadar çok suyunu çıkardı ki, artık haberin içeriği bile fotoğrafların yanında oluyor. Kaldığımız yere geri dönüp, Dabovic'in resimlerine tek tek tıklamaya devam ediyoruz. Derken karşımıza ilginç bir şey çıkıyor. Haber ve en baba foto şurada. 2, 3, 4... diye ilerlerken 7.sırada hoş bir sürpriz karşılayacak sizi. Esra Şencebe'ye selam olsun...

22 Ocak 2009 Perşembe

All-Star'da 2 Değişiklik

Cumartesi günü İzmir'de düzenlenecek olan Beko All-Star 2009 organizasyonunda bazı ufak değişiklikler var. Üç sayı yarışmasına sakatlığı dolayısıyla katılamayacak olan Charles Smith'in yerine Gerald Fitch, yine sakatlık sebebiyle All-Star maçında forma giyemeyecek olan Cüneyt Erden'in yerine Sinan Güler sahne alacaklar. Ufak bir post'la geçmiş olalım bu bilgileri de böylece. Ayrıca şurada yaptığımız oylama da fena bir şekilde elimizde patladı son Fitch değişikliğiyle birlikte. :)

White Ne Yapıyor?

Ne yalan söyleyeyim, geçen sezon F.Bahçe Ülker'de tuttuğum oyunculardan biri değildi White. Oyun tarzına ısınamadım bir türlü, performansını da yeterli bulmadım hiçbir zaman. Sezonu 7 sayı ortalaması civarlarında tamamlamıştı, skorer kimliğini hemen hemen hiçbir maçta görememiştik. Ama beğenmiyoruz diye, yaptığı iyi şeyleri de görmezden gelecek değiliz; bir 3 numaraya göre gayet iyi bir ribauntçuydu, ki en önemli özelliği de buydu (en azından burada). İnsanüstü smaçlarını yazmaya gerek yok, biliyorsunuz zaten.

Bu sezon yolu ülkesine düşmüş White'ın, NBDL'de Anaheim takımında mücadele ediyormuş. Bundan önce 2006-07 sezonunda Austin forması altında NBDLde oynamış olan White, o sezonda 16 sayı, 4 ribaunt, 3 asist ortalamalarını yakalamıştı. Bu sezon çok daha iyi, çok daha formda gözüküyor. Szon genelinde %55 ile şut atan White, maç başına 25.7 sayı üretiyor ve bu alanda NBDL'de 1.sırada. Maç başına 5 ribaunt çekip 2 de asist yapıyor ayrıca. %38'lik üç sayı yüzdesi de hemen göze çarpıveriyor, zira F.Bahçe Ülker'deyken yayın gerisinden çok sıkıntılı maçlar çıkarmıştı White. 19 Ocak gecesi Rio Grande Valley ile oynanan maçta 18/24 gibi olağanüstü bir isabetle şut atan White, tam 47 sayı üretmiş, 11 de ribaunt yapmış.

Oyununu beğenip beğenmemek ayrı ama bu sezon yaptığı çıkışla alkışı hak ediyor, "Flight"...

Ayhan Şahenk Sosislisi

G.Saray Cafe Crown-Darüşşafaka Cooper Tires maçı öncesi şöyle bir haberlere göz gezdireyim derken, şöyle bir şey yakaladım. Salon içindeki bilmem ne kafe, Galatasaray taraftarına özel "Aslan Menü" hazırlamış. Menüye göre, taraftarlar 2 adet sosisli sandviçi ve bir kutu içeceği 13 YTL yerine 10 YTL'den alabileceklermiş. Bu haberden önce de çok methetildiğini biliyordum Ayhan Şahenk'teki sosislinin; ama sosislide yapılan indirimin haber konusu olacağını da hiç düşünmemiştim, ne yalan söyleyeyim. :)

Yiyenlerden, sosisliyle ilgili yorumları bekleriz tabii...

21 Ocak 2009 Çarşamba

TBL 16.Hafta - Çarşamba Günü

Son 2 haftadır kaybeden M.A. Selçuk Üniversitesi, Altar Tunçkol ile birlikte 6 maçta 4 galibiyet alan Antalya BŞB.'sini 109-102 mağlup etti. M.A. Selçuk Üniversitesi maçın başında 5-10 sayılık bir üstünlüğü yakalamış, bunu ilk devrenin sonuna kadar da devam ettirmiş. Sonrasında 3. çeyrekte fark iyice açılarak, 15-20 dolaylarında gezinmeye başlamış. Ama son 7 dakikasına 92-71 önde girdikleri maçta 5 dakika içinde Antalya BŞB.'sinden 23-5'lik bir seri yemişler ve son 2 dakikaya yalnızca 3 sayılık bir avantajla (97-94) önde girmişler. Antalya BŞB. tam rakibini yakalayacakken Green'in iki serbest atışı kaçırması onlar için pahalıya patlamış. Taktik fauller falan filan derken de bırakmamışlar buradan maçı ve kendileri için çok önemli bir galibiyeti ceplerine koymuşlar. Küme düşme potasından da iyice uzaklaşmış oldu böylelikle M.A. Selçuk Üniversitesi. Yavaş yavaş play-off'un son sıralarına da göz kırpıyorlar hatta. Ev sahibi ekipte Ibekwe 24, Monty Mack 18 sayıyla taşımışlar takımı her zaman olduğu gibi. Bunların yanına da sürpriz bir skorer çıkarmışlar. Aldığı 10 dakika sürede 3/4 üç sayı isabetiyle 11 sayı üreten İsmail Çevik. Antalya BŞB.'de Ralph Mims 7/9 üç sayı isabetiyle 34 sayı üreterek TBL kariyerindeki en iyi maçlarından birine imza atmış. Green ve Douthit de toplamda 29 sayı üretmişler. Can Akın'ın 2/7 üç sayı isabeti, Ersin Görkem'in basket bulamadan 5 sayıda kalması yenilgide en büyük faktörler olarak gözüküyor konuk ekip için.

Efes Pilsen, Banvit'i 96-67 ile geçerek üst üste 15.galibiyetini aldı ve bu galibiyetle birlikte ligdeki tüm takımları yenmiş oldu. Tek yenilgileri, ilk haftada Bandırma deplasmanındaydı, intikamlarını da almış oldular. Banvit maça fena başlamamış aslında, periyodun sonlarına da 14-17'lik üstünlükle girmişler ama arkasından 15-2'lik bir seri yakalamış Efes Pilsen ve ilk çeyreği de 29-19 önde kapatmış. Geriye kalan 30 dakikada da fark açılmaya devam etmiş sürekli, maçın sonunda da 29'a kadar yükselmiş. Banvit bu maçın öncesinde Lamar Johnson'la yollarını ayırmıştı, onun yerine henüz bir oyuncu transfer etmediler, bunun da sıkıntısını çekmişler belli ki. Kerem-Kasun ikilisi pota altını delik deşik ederek toplamda 12/16 şut isabetiyle 25 sayıya imza atmışlar. Skor da çok dengeli dağılmış ev sahibinde. Çift haneyi bulan tam 7 oyuncu var Efes Pilsen'de. Diğer dikkat çeken nokta ise, Efes Pilsen 42 kez iki sayılık atış kullanırken, Banvit'in bu atışlara sadece 23 kez yönelmesi. 40 dakika sahada kalan ve takımın pota altındaki yegane gücü olan Lance Williams sadece 7 top kullanmış, ki bunları %100 ile kullanması bile onun 15 sayının üstüne çıkması için yeterli olmamış. Yunus Çankaya 4/5 üçlükle 16 sayı, Joseph Crispin 5/10 üçlükle 17 sayı üretmişler. Crispin bu maç fena üçlük atmamış da, adamın kullandığı üçlük sayısı, senin en önemli skor gücünün toplam kullandığı top sayısından fazlaysa büyük sıkıntılar var demektir.

Ligin 7 galibiyetli iki takımı Mersin BŞB. ve Oyak Renault'nun karşılaşmasında galip gelen taraf 84-74'lük skorla ev sahibi Mersin BŞB. olmuş. Maçın ilk 3 periyodunda liderlik sürekli el değiştirmiş ama son çeyreğin başında Mersin BŞB. yabancı oyuncularının ellerinden bulduğu bir seriyle farkı 7-8 civarlarına çıkarmış; maçın sonuna kadar da bu fark korunmuş. Çok değerli bir galibiyet Mersin BŞB. için. Play-off yarışında takımların birbirleri arasında yaptıkları maçlar çok önemli, futboldaki 6 puanlık maç hesabı yani. Ev sahibi cephesinde 1/6 üç sayı yüzdesiyle Lofton göze çarpıyor hemen, 10 sayıda kalmış bugün. Lester McCalebb harika bir oyun ortaya koyarak, Lofton'un kötü oyununun üstünü kapatıvermiş. 10/11 gibi inanılmaz bir iki sayı yüzdesiyle 23 sayı üretmiş; 4 top çalmış; 5 de asist yapmış. Harika bir performans gerçekten. Oyak Renault tarafında skor dengeli dağılmış ama göze çarpan iki isim var. İlki Alex Gordon ve onun 3/10'luk üç sayı yüzdesi. Bilmiyorum, sizin de dikkatinizi çekiyor mu ama bu seneki maçların en az 3-4 tanesinde Gordon 3/10 ile üç sayı kullandı. 22 sayıyla takımın en skoreri olmuşsun eyvallah da şu yüzden hakkaten surat ekşiten cinsten. Onun yanında Stiesma ekstra katkı vermiş bugün diyebiliriz. 16 sayı, 13 ribaundu var ve bu 16 sayıyı yalnızca 6 top kullanarak üretmesi hoş bir detay olmuş.

Gerald Fitch'li Kepez Belediyesi, yeni transferinin ilk maçında evinde konuk ettiği Beşiktaş Cola Turka'yı 80-67'lik skorla mağlup etti ve bu sonuçla birlikte Kepez Belediyesi Halil Üner dönemindeki 7.maçında 4.galibiyetine ulaşmış oldu. Maç sürekli ortada gitmiş ama son periyotta Fitch sert bir fırtına estirerek, savurmuş Beşiktaş Cola Turka'yı sağa sola. Maç da farklı bir sonuçla Antalya ekibine gelmiş. Fitch'in 7/10 ile üç sayı kullanması ilgi çekici, ondan daha ilgi çekici olan ayrıntı ise bu 7 isabetli üç sayılık basketlerin hepsinin son periyotta gelmiş olması. Zaten 29 sayının 24'ünü de son çeyrekte üretmiş Gerald Fitch. 18 sayı, 14 ribaunt, 2 top çalma, 2 blok da Robert Traylor'dan gelmiş Kepez cephesinde. Ama "Traktör"ün yedi de top kaybı var, es geçmeyelim. Diğer yabancılardan McLinton 10, Saunders 6 sayı üretmiş. Türk oyuncuların bulduğu toplam sayı ise sadece 17. Halil Üner takımı için gayet doğal bu tabii. Beşiktaş Cola Turka'da nerdeyse tüm oyuncular bireysel olarak vasat görüntü çizmişler; sadece 20 sayıyla Baxter ön plana çıkıyor. Yeni transfer Wesson'un 1/6 isabetle 6 sayı üretip 9 ribaunt aldığını da notlarımızın arasına ekleyelim.

Günün ilginç maçlarından biri de Zonguldak'ta yaşanmış. Geçtiğimiz hafta Aliağa Petkim'i evinde farka boğan Erdemirspor, yine kendi salonunda konuk ettiği Türk Telekom'a ecel terleri döktürmüş ama maçın sonu onlar adına iyi bitmemiş. He, ilginç demiştik, orasına gelelim işin. İlk yarının sonlarına doğru Türk Telekom 23-40 ile farkı 17 sayıya kadar çıkarmış. 3.periyodun sonlarına doğru farkı 4 sayıya kadar indiren Erdemirspor son çeyreğe 7 sayı farkla geride girmiş. Son çeyreğe fırtına gibi giren ve 14-2'lik bir seri yakalayan Erdemir, maçın sonlarına doğru 67-62'lik üstünlüğü de yakalamış. Ardından Telekom bu seriye 10-0'lık bir seriyle cevap vermiş ve maçta 5 sayı üstünlüğü ele almış. Maçın sonlarında da serbest atışlarda hata yapmamışlar ve 71-78 kazanmışlar. Dramatik olmuş Erdemir adına hakikaten. Erdemir'de Barbour 19 sayı, 5 ribaunt, 4 asistle oynamış ama ondan daha fazla dikkat çeken isim Hakan Demirel. 8/14 ile 20 sayı üretmiş Hakan, yanına da 6 ribaunt ve 4 asisti koymuş. Gelmiş geçmiş en iyi performansı bu Hakan'ın kuşkusuz. Lakin Erdemirspor'un son haftalarda izlediğim 2 maçında bana hiç mi hiç umut vermiyordu, bu tek maçlık performansı da çok fazla fikrimi değiştirmedi açıkçası. Telekom tarafında 5/7 üç sayıyla 19 sayı üreten Serkan Erdoğan bu sezon çoğu maçta olduğu gibi ön planda, geri kalanlar da idare eder seviyesinde.

Günün son maçında G.Saray Cafe Crown, Darüşşafaka Cooper Tires'ı konuk etti. Gerçi buna ne kadar konuk etti denilir, bilinmez; neticede iki takım da maçlarını aynı salonda oynuyor. :) G.Saray Cafe Crown karşılaşma boyunca tek yabancı - Antonio Graves - ve 7 kişilik bir rotasyonla mücadele etti ki maçın sonlarına doğru Cüneyt'in de sakatlık geçirmesiyle birlikte bu rotasyon 6 kişiye kadar düştü. Cemal'in de yalnızca 8 dakika oynadığını düşünürsek, sahadaki 6 oyuncunun yorgunluk açısından fazlaca sıkıntı çektiğini söyleyebiliriz. Kötü, zevksiz bir maç oldu. İki takım da vasat hücumlar ve bolca top kayıpları yaptılar. Darüşşafaka Cooper Tires'ın böyle bir G.Saray Cafe Crown'ı yakalamışken yenmesini beklerdim açıkçası ama ilk 3 dakika dışında onlar da çok kötüydüler. İlk 3 dakikada 16 sayı ürettiler, geriye kalan 37 dakikada 59. G.Saray Cafe Crown ilk 3 dakikadaki 5-16'lık skoru devre sonunda 45-42 lehine çevirmeyi başardı. Üçüncü çeyrekte de bu civarlarda seyretti fark; son periyotta da 9-10'lara kadar çıktı. Maçın sonlarına doğru guardsız G.Saray Cafe Crown'da oyun kurmaya çalışan Murat'a yaptıkları baskıyla farkı indirdiler Darüşşafaka Cooper Tires'lı oyuncular ama nefesleri yetmedi onların da. Murat'ın maçın en kritik hücumunda bu baskıdan zekice sıyrılıp, pozisyona güzel bir asistle noktayı koymasıyla birlikte maç da G.Saray Cafe Crown tarafına geldi. En azından bu maç özelinde G.Saray Cafe Crown'un oynadığı basketboldan çok alacağı galibiyet önemliydi. Başardılar da. Sakatların iyileşmesi, yeni transferlerin takıma yerleşmesiyle birlikte takımda oluşacak oyun yapısını görüp, ona göre daha net yorumlar yapabiliriz sarı kırmızılılar hakkında, şimdilik böyle...

Kobe & Shaq

Gerald Fitch & Robert Traylor

Son Kurban Cüneyt

Çok değil bir post altta yazmıştık G.Saray Cafe Crown'ın uzun arayışını. Yanına da eklemiştik, Kerem Tunçeri dedikoduları da çıkmaya başladı diye. Bu akşamki Darüşşafaka Cooper Tires maçında 3.çeyreğin sonlarına doğru Soner ile çarpışarak sakatlık geçirdi Cüneyt. Önce benchin kenarında yapıldı tedavisi, ardından soyunma odasına girdi. Bir daha da dönemedi sahaya. Sakatlığının ciddiyetinin ne boyutta olduğu belli olur birkaç güne ama en azından All-Star maçında oynamasının zor olduğunu tahmin edebiliriz. Mühim olan sakatlığın, G.Saray Cafe Crown'ın bir sonraki maçına kadar iyileşmesi. Guardsız kaldı şu an sarı kırmızılılar. Ya Atkins ve Cüneyt için dua edecekler; ya da transfer için kesenin ağzını açacaklar...

Fenalık Geldi

G.Saray Cafe Crown cephesinde dedikoduların zirve yapmasının ardından, insanın "bu nasıl bir uzun arayışıymış be arkadaş" diyesi geliyor. Her gün, her saat, her dakika başka bir isim çıkıyor ortaya. Zizic gideli hiç de azımsanmayacak bir süre olmasına rağmen, bir türlü o uzun gelmedi, gelemedi şu takıma. Ciddi olarak adı G.Saray Cafe Crown ile anılan oyuncular; Charles Gaines, Kenny Adeleke, Josh Powell, Aaron McGhee. Bunların yanında, 10 oyunculuk bir liste varmış kulübün elinde ayrıca. Atkins'in hastalığı sebebiyle Amerika'ya gidişinin ve ne zaman döneceğinin belirsiz olması sebebiyle bir de Kerem Tunçeri dedikodusu çıktı ortaya şimdilerde. Kim gelecekse gelsin artık vallahi, zira başımız döndü bir o tarafa bir bu tarafa derken...

Oylamam Nerede?

Beko All-Star kadroları açıklanalı birkaç gün oluyor. Kadrolara dair yığınla eleştiri yapıldı; şu neden alındı, şu neden alınmadı gibilerinden. Bu açıdan benim de şikayetimin olduğu şeyler, beğenmediğim seçimler var. Mesela Alex Gordon listedeyken Aubrey Reese'in olmamasına şaşırdım. Charles Smith'i bekliyordum veya. Cüneyt Erden'in yanına soru işareti koyar, Emir Preldzic'i de ararım. Hadi bunları geçtim; bunların hepsi bir yana da, ben şu oylama olayına taktım kafayı. Girdik, üye olduk, oy verdik o kadar ama kimin ne kadar oy aldığını falan göremedik hiç. Ben nereden bileyim senin bir çakallık yapıp yapmadığını o zaman? NBA'de sürekli oylamanın gidişatı halka sunulur; belirli aralıklarla kimin kaç oy aldığı açıklanır. Coachlar seçtikleri oyuncuları neye göre seçtiklerini, neden takıma aldıklarını açıklarlar. Orada hep mi doğru oyuncular seçiliyor, hatasız bir şekilde? Tabii ki hayır. Zaten tamamen göreceli bir şeydir bu seçimler; kesin bir doğru yoktur böyle işlerde ama işin bir mantık boyutu var tabii. O kadar uçuk ve saçma seçimler oluyor ki bazen Türkiye'de...

Kopyala/yapıştır'ı bile doğru düzgün beceremiyoruz; Bulls kızlarını getirmekle olmuyor ki sadece...

Danny Granger

NBA'de bu yıl patlama yapan isimlerin başında geliyor Danny Granger. Indiana Pacers'ın şu anki derecesi çok iyi değil belki (15-27) ama buna rağmen ortaya koydukları mücadele ve basketbol nedeniyle Doğu'daki play-off adaylarından biri olmaya devam ediyorlar. Sekizinci sıradaki New Jersey Nets'in 19-22 olduğunu ve sezonun henüz %50'sinin tamamlandığını düşünürsek çok da uzak değiller aslında oralara, şu an konferans sıralamasında sonlarda olmalarına rağmen. Bu takımın, en önemli parçası da tartışmasız Danny Granger. Lige girdiğinden beri her anlamda ortalamalarını hızla yükseltiyor. Saha içi etkinliği ve liderliği de aynı orantıda hızla yukarıya çıkmaya devam ediyor.

2005-06 sezonu ortalamaları: 22 dakika, 7.5 sayı, 1.2 asist
2006-07 sezonu ortalamaları: 34 dakika, 13.9 sayı, 1.4 asist
2007-08 sezonu ortalamaları: 36 dakika, 19.6 sayı, 2.1 asist
2008-09 sezonu ortalamaları: 37 dakika, 26.2 sayı, 2.4 asist

Lige girdiğinde %32 olan üç sayı yüzdesi de bu sezon %40'a dayanmış durumda. Serbest atış yüzdesi %77'den, %86'ya kadar yükselmiş durumda. Şut yüzdesi 4 sene boyunca istikrarlı bir biçimde %45 civarlarında gezinmiş ama her yıl maç başına kullandığı top sayısının hızla arttığını da (sırasıyla 6, 11, 15, 19) göz önüne almak gerekir.

Granger hakkında bir de detay; "Danny Granger has scored at least 20 points in 15 straight games, the longest active in the NBA."

16 Ocak'ta Pacers'ın Raptors ile oynadığı karşılaşmanın ardından çıkan bir haber bu. Martin Luther King Günü'nde Hornets deplasmanında da 30 sayı üretip, 16'ya çıkarmıştı bunu Granger. Dün geceki Spurs maçında 17 sayıda kaldı. Her güzel şeyin bir sonu vardır, değil mi. :)

20 Ocak 2009 Salı

Hüseyin Beşok'a Dair

Sezon başında düşünülmüyordu takım içinde bu koca yürekli adam. Çalıştı, didindi, elinden geleni yaptı formayı kapmak için. Başardı. Fırsatları buldu; değerlendirdi. Şimdi onun için herşey daha güzel gidiyor Ağustos-Eylül aylarına göre muhakkak. Ligin resmi sitesi için Mete abi de bir röportaj yapmış onu ihmal etmeyerek, şuradan okuyabilirsiniz.

Röportajdan oldukça dikkatimi çeken ve Hüseyin'i takdir ettiğim bir kesit:

'Bana "bu sezon sana çok fazla oyun süresi vermeyeceğiz, senden daha az yararlanmayı düşünüyoruz" demişlerdi. Ben de "tamam, Galatasaray için bu daha hayırlı olacaksa bana ne görev verirseniz ben o görevi elimden geldiğince en iyi şekilde yerine getirmeye hazırım." demiştim. Ben hiçbir zaman Galatasaray kulübüne zarar vermem, verecek bir davranışta bulunmam söz konusu dahi olamaz. Bana verilen görev neyse -bu ister 1 dakika olsun ister 30 dakika- onu en iyi şekilde yapmaya çalışırım ki bunu yapmaya çalıştım.'

...

19 Ocak 2009 Pazartesi

Jerry Sloan: Nereden Nereye

Şurada doğdu; şurayı okudu; şu takımlarda oynadı; şu takımlarda coach'luk yaptı gibisinden, Wikipedia tarzı bir yazı yazmaya gerek yok onun için. 67 yıllık koskoca bir basketbol çınarı o. Böylesine bir kişilik, 20 yılı aşkın bir süre boyunca tek bir takımı çalıştırınca - ki hala çalıştırıyor Utah Jazz'i - pek çok ilgi çekici detaya da sahip oluyor. 

20 yıldan beri coach'luk görevini yaptığı Utah Jazz'de 9 sezon yılın coach'u seçilen coach'lardan daha iyi bir dereceye sahipti. 1988-2009 yılları arasında tüm takımlarda coach değişiklikleri yaşandı; yalnızca Utah Jazz aynı coach'u ile, yani Jerry Sloan ile yola devam ediyor. Ve belki de en can alıcısı: Jerry Sloan'ın Utah Jazz'in başına geçmesinin ardından coach'luk mesleğini icra etmeye devam ettiren yalnızca iki isim var. Don Nelson (şu an G.S. Warriors'ta) ve Larry Brown (şu an Charlotte Bobcats'te)...


CSKA - Siena - Cibona

Ne derler böyle durumda acaba, kalbimiz kirliymiş falan mı? F.Bahçe Ülker'in çekebileceği en zor kuraydı CSKA - Siena - Cibona kurası benim açımdan, öyle oldu. Söylenecek fazla bir şey yok; Euroleague'de sadece Efes Pilsen ve F.Bahçe Ülker'i takip edenler bile en azından CSKA Moskova ve Montepaschi Siena için az çok fikir sahibidirler. Şu gruptan şu durumdaki F.Bahçe Ülker'in çıkmasının imkansıza yakın olduğunu söylemek lazım. Benim açık ara en büyük şampiyonluk adayımdı bu 2 takım (CSKA ve Siena) sezon başından bu yana. Cibona da dişli bir takım. Kerem Tunçeri söylentileri var demiştik sadece birkaç post altta, F.Bahçe Ülker'in transfere ihtiyacı olduğunu da söylemiştik bu gruplarda bir şeyler yapabilmesi için. Mahmut Uslu, Tanjevic istediği takdirde transfer yapabiliriz demiş. Önümüzdeki günler bir şeyler getirebilir bu anlamda.

E Grubu: TAU Ceramica, Olmypiakos, AJ Milano, Prokom Trefl
F Grubu: Barcelona, Real Madrid, Maccabi Tel-Aviv, Alba Berlin
G Grubu: Unicaja Malaga, Lottomatica Roma, Panathinaikos, Partizan
H Grubu: CSKA Moskova, Montepaschi Siena, F.Bahçe Ülker, Cibona Zagreb

G lokum, H ölüm...

Edit: F.Bahçe Ülker'in fikstürü de belli olmuş, onu da geçelim buradan.

CSKA Moskova - F.Bahçe Ülker
F.Bahçe Ülker - Montepaschi Siena
F.Bahçe Ülker - Cibona Zagreb
Cibona Zagreb - F.Bahçe Ülker
F.Bahçe Ülker - CSKA Moskova
Montepaschi Siena - F.Bahçe Ülker

2, 3 ve 4.maçlar çok kritik gibi duruyor sarı lacivertliler için. Bir bilgiyi daha verelim ayrıca bu kuralardan ayrı. Normalde 3 maç üzerinden oynanan çeyrek final mücadeleleri, bu sene 5 maç üzerinden oynanacak...

Beko All-Star 2009: 3 Sayı Yarışması


3 sayı yarışmasına katılacak adaylar da açıklandı kadrolarla birlikte. Aşağı yukarı beklenen seçimler bunlar ama Mrsic'in seçilmemesine şaşırdım ben. Son senesi olması sebebiyle pas geçmeyeceklerini düşünüyordum onu. Mevcut adaylar arasında favorim Alper, plase Lofton. Geçen senenin şampiyonu Ömer'e de dikkat etmek lazım tabii. Kazanmasına en az ihtimal verdiğim isim Reha Öz benim. Maç içinde iyi atıyor, eyvallah da; o stille bu yarışmada zor biraz işi sanki. :)

Kadroları ve smaç yarışmasına katılan oyuncuları yazmaya gerek duymuyorum; tüm haber sitelerinde var zaten tüm bunlar. 2-3 cümle karalasak bu post'ta onlar hakkında, kafi. Çok fazla oyuncu olduğu için ilk bakışta şu eksik, şu olmamış diyemiyorum, kolay kolay çarpmıyor göze bolluk olduğu için. Ama mesela Reese'in olmasını beklerdim ben. Oyak Renault'nun ilk yarı performansı da fazlasıyla ödüllendirilmiş. Yabancı karmasına Alex Gordon'u, yerli karmasına coach olarak Yücel Platin'i, 3 sayı yarışmasına Alper Saruhan'ı ve smaç yarışmasına Tufan Önen'i vermişler. Smaç yarışmasında Baxter'ın olmaması dikkatimi çeken diğer bir ayrıntı oldu ayrıca. Maçı yabancı karması, smaç yarışmasını Ibekwe kazanır diyip noktalayalım post'u.

Kerem Tunçeri & F.Bahçe Ülker

Başlıktan da anlayabileceğiniz üzere böyle bir durum var. Tabii, şu an sadece dedikodu tadında. Herhangi bir resmiyet, ciddi bir haber vesaire yok yani. Marques Green, son maçlarda iyice alarm vermeye başlamıştı zaten. Olabilir bir oyun kurucu arayışları F.Bahçe Ülker'de. Bu Kerem mi olur, bir başkası mı; orasını tahmin etmek kolay değil. Ama şu anki durumda Kerem iyi iş yapar F.Bahçe Ülker'de. En azından savunmada Green'den çok daha etkili olacağı kesin, ki F.Bahçe Ülker'in önünde bir Top 16 grubu var ve bu gruplarda oldukça sağlam takımlarla oynayacaklar. Ha, Kerem mis gibi para aldığı Triumph'ı bırakır mı, orası ayrı. :)

18 Ocak 2009 Pazar

Değişimin Etkileri


NBA 2008-09 Sezonu'nda rekor kırmıştı kulüpler, 2 ay gibi kısa bir sürede 6 coach'un görevine son vererek. Kovulan coach'ların çoğu takımıyla 15-20 maça çıkabilmişti ancak; onların kovulmasının ardından da bir o kadar daha maç oynadı takımlar. Yani, değişimin takımlar üzerindeki etkilerini değerlendirebiliriz.

Sacramento Kings yönetimi, Reggie Theus'un görevine son verirken takımın derecesi 6-18 idi. Ondan sonraki dereceleri ise 4-13. Hemen hemen aynı, hatta daha kötü olduğunu da söyleyebiliriz. Tabii, Theus'un olup olmaması, bu mevcut Kings kadrosunun leş bir kadro olması sebebiyle pek bir şeyi değiştirmezdi bana göre. Nerede çer çöp, orada Sacto...

Ligin yeni takımı Oklohoma City Thunder, P.J. Carlesimo ile sezona giriş yapmıştı. 1-13 gibi felaket bir başlangıcın ardından postayı koymuşlardı Carlesimo'ya. Onun ardından gelen Scott Brooks ile birlikte 7 galibiyet ve 20 mağlubiyet aldılar. Carlesimo'lu tabloya göre çok daha iç açıcı tabii ama onlar için 1 galibiyet veya 7 galibiyet çok fazla fark etmiyor aslında. Son birkaç sırada Sacto, Warriors gibi takımlarla beraber takılıyorlar. Aslında, ligin dibindeki kötü takımlar arasında en renkli ve heyecan verici takımlar belki. Genç bir kadroları ve gelecek planları var. Ne kadarını gerçekleştirebilirler? Orası soru işareti biraz. Kaybettikleri maçların çoğunu 5 sayının altındaki farklarla kaybettiler. Bu kadar genç ve tecrübesiz bir kadroyla bunlar son derece olağan şeyler. Hele ortada her maç salonu dolduran ve galibiyet bekleyen bir taraftar oldukça, daha da dolanıyor elleri çocukların. Dipnot olarak belirtelim bu arada; Nenad Krstic Avrupa'dan geri dönüş yaptı Thunder'a. İyi bir eklenti Thunder için. Krstic adına da öyle tabii...

Coachlarını kovan takımlardan bir diğeri de Minnesota Timborwolves. Çok kötü bir kadroyla girmediler sezona aslına bakılırsa. Gözleri yükseklerde değildi elbette ama 4-15'lik dereceye ve rezalet basketbola da dayanamadı başkan Taylor, şutladı Randy Wittman'ı. Yerine, takımın GM'i Kevin McHale getirildi. Çok fazla ayrıntıya girmeye gerek yok; ama bilmeyenler için McHale'ın felaket bir GM'lik yaptığını söyleyelim. Bu paragraf için bu kadarı yeterli, McHale'ın GM'liği hakkında. Coach'luk kariyerine de 0-8 ile girince McHale, Timborwolves taraftarı isyan noktasına geldi. Neyse ki, son zamanlarda toparlanmış durumdular. 5 maçlık bir galibiyet serisi yakaladılar, ki takım 2 yıldan bu yana 3 maç üst üste kazanmayı başaramıyordu. Heat karşısında bu seri son buldu; ama geçtiğimiz gün Phoenix'i mağlup etmeyi başararak, McHale dönemindeki derecelerini 8-11'e getirdiler. Oynadıkları basketbolda gözle görülür bir yükselme var. Bir de akıllara ziyan bir Randy Foye... (iyi anlamda)

Sıra geldi, Washington Wizards'a. Onlar hakkında söylenecek çok fazla bir şey yok aslında. Dereceleri 1-10 iken Eddie Jordan'ı kovdular; ondan sonra 7-21 ile, toplamda 8-31'e geldiler. Aynı, Kings gibi onlarda da coach'un kim olduğunun çok fazla önemi yok şu noktada. Arenas, Haywood, Stevenson'sız Wizards'dan çok da fazla bir şey beklememek lazım. Tam kadro olduklarında her zaman Doğu Konferansı'nda söz sahibi olacak bir takımlar ama onlar adına bu sezonun geri kalanı artık formalite olacak gibi...

Toronto Raptors, Washington Wizards ve Sacramento Kings'in tersine bir görüntü çiziyor. Sezona hazır ve nazır olarak girdiler ama büyük hayal kırıklığı oldular şu aşamada. Calderon son zamanlarda fazlaca maç kaçırdı ama o varken de çok farklı değillerdi. Şöyle bir kadro, şu Doğu Konferansı'nda Play-off potasına giremiyorsa eğer, -oturarak veya yatarak fark etmez, o kendi bilecekleri iş ama şu an yatmayı tercih ediyorlar gibi- bazı şeyleri düşünmeleri lazım. Arada bunların da coach hikayesini verelim. Sam Mitchell ile 8-9; ondan sonra 8-17...

Bu değişimlerin en olumlu etkileri sanırım Sixers üzerinde görüldü. Geçen sezon Maurice Cheeks ile birlikte 7.sıradan Play-off'a girmeyi başarmışlardı. İlk turda, Pistons'a 4-2 ile elenirken takdir toplamışlardı ama bu sezona istedikleri gibi başlayamadılar pek. 9-14'lük derecenin ardından Cheeks'in görevine son verildi, ki o zaman bu kararın doğru veya yanlış olduğuna dair herhangi kesin bir karar verememiştim kendi adıma. Çok parlak başlayamadılar aslında Cheeks sonrasına. Yeni coach'ları Tom Thibodeau ile 4 galibiyet-6 mağlubiyet aldılar başlangıçta. Böyle bir kazanıp, bir kaybedip takılırlar öyle diye düşünüyordum ki, 7 maçlık bir galibiyet serisi yakaladılar ve bu seri halen devam etmekte. Galibiyet yüzdesi %50 şu an Sixers'ın. Bu 7 maçlık galibiyet serisinden izleme fırsatı bulduğum 2 maçlarında da hayran kaldım oynadıkları basketbola. Elton Brand'den yoksunlar ama genç çaylaklar iyi iş çıkartıyorlar, başta Speights olmak üzere. Andre Miller oynamaya, Igoudala toparlamaya başladı. Sezon başından beri rezilleri oynayan Dalembert bile bir şeyler koymaya başladı artık sahaya, varın gerisini siz düşünün artık...

Play-off Çekişmesi


Ligimizin basketbol kalitesi, basketbola ayrılan bütçe, Türkiye'deki salonların yeterliliği-yetersizliği bir yana, yalnızca şu play-off mücadelesi bile insanı mest etmeye yetiyor vallahi. Geçen sezon da benzer bir tablo yaşanmıştı; bu sene çok daha fazla karışık play-off'ların son sıraları. Talipleri çok o sıraların tabii. İlk 4 sıradaki Efes Pilsen, G.Saray Cafe Crown, F.Bahçe Ülker ve Türk Telekom'u kafadan yazıyoruz play-off'a. Onlar kendi aralarında bir mücadele verecekler zaten. 4.sıradan sonrası ise, aman aman...

Antalya BŞB. 9 galibiyet; Beşiktaş Cola Turka ve Banvit 8 galibiyet; Pınar Karşıyaka, Mersin BŞB., Darüşşafaka Cooper Tires, Oyak Renault ve Aliağa Petkim 7 galibiyet. Onların altında da dörtlü bir grup var; M.A. Selçuk Üniversitesi, Erdemirspor, Kepez Belediyesi ve CASA TED Kolejliler'den oluşan. 5.sıradaki Antalya BŞB. ile 12.sıradaki Aliağa Petkim arasındaki galibiyet sayısı farkı sadece 2. 2 maç art arda kazanan takım 5 sıra atlıyor; 2 maç art arda kaybeden takım 5 sıra düşüyor yani. İlginç bir gidişat var bu anlamda TBL'de. Heyecan veriyor tabii bunlar biz takipçilere.

Resim ne alaka diyeceksiniz muhtemelen. Eh, bir Bursa'lı olarak yıllar sonra Tofaş veya Oyak Renault'dan biriyle birlikte kendi şehrimde play-off heyecanı yaşamak istiyorum. Mazur görün artık. :)

Hack-A-Cemal

Cemal'in kötü serbest atış kullandığını zaten biliyoruz da; son birkaç maçta bu kaçırdıkları çok fazla dikkatimi çekmeye başlayınca ufak çaplı bir araştırma yaptım. Cemal'in son 5 maçtaki serbest atış istastistikleri:

vs. Oyak Renault 1/4
@ Beşiktaş Cola Turka -
vs. Fenerbahçe Ülker 1/3
@ Aliağa Petkim 0/2
vs. Türk Telekom 2/7

Son 5 maçtaki toplam serbest atış isabeti; 4/16. Yani, %25. Sezonun geneline baktığımızda, ilk haftalar nispeten daha iyi olduğunu görüyoruz. Tabii yine felaket; ama şu 4/16'ya bakınca insanın şükredesi geliyor.

21/43, %50.

Büyüksün Cemal...

17 Ocak 2009 Cumartesi

Telekom Aldı Götürdü

Son 7 maçının 5'ini kaybeden Türk Telekom, Ayhan Şahenk'te G.Saray Cafe Crown'u 92-76 mağlup ederek, son haftalarının formda takımının havasını aldı bir nevi.

Maç öncesi yazdığım post'ta Cemal ve Atkins'in durumlarını bilmiyordum; maçı izlemek için ekranın başına geçtiğim zaman öğrendim durumları ancak. Türk Telekom, Panellinos karşısında Dudley ve Lang'den yoksun oynamıştı. Onlar bugün sahadaydılar. G.Saray Cafe Crown, sıcak sakatları Cemal ve Atkins'in yanında Milojevic'ten de yoksundu. Geçen hafta takımdan ayrılan Zizic'in boşluğu da henüz doldurulamamıştı.

Sezon başından bu yana G.Saray Cafe Crown'un en sancılı bölgeleri; 1 ve 5 numaralar. Cüneyt-Strickland'li dönemlerde takımın oynadığı basketbol felaket derecede kötüydü (tabii, o durumda başka etkenler de vardı), 4 ve 5 numaralarda Zizic ve Milojevic oynamasına rağmen, yeterli sertliğin sağlanamadığı görüşü vardı. Doğruydu da bu. Hüseyin'in rotasyona, hatta ilk beşe girişiyle birlikte bu sertlik birkaç kademe arttı ama onun da yanında şu an ne Zizic ne de Milojevic var. Bu karşılaşmada da Cemal'den yarım yamalak faydalanabildi G.Saray Cafe Crown. İstatistiklere bakarak çok fazla oyunda kaldığı söylenebilir kendi standartlarına göre; ama farkın 20-30 olduğu son çeyreğin tamamını oynadı Cemal, bunu belirtmek lazım.


Cüneyt için de aynı şeyin geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Bugün, iyi değildi belki o da; ama tüm takımın kötü oynadığı bir maçta onun kötü oyunu, maçın kaybedilmesindeki sebeplerden biri olarak gösterilemez kesinlikle. Cüneyt'in buraya yazılmasının nedeni de farklı zaten. Atkins'in olmadığı bir karşılaşmada, maçın büyük bölümünde sahada kaldı, ki Strickland ile birlikte oynadığı zamanlar Strickland berbat bir basketbol oynadığı için maçın tamamına yakın bölümünü oynuyordu Cüneyt ve bu da onun maç içindeki performansını bariz bir şekilde etkiliyordu. Bugün de aynı sahneler yaşandı. Fazla sayıda yapılan top kayıpları, Cüneyt'in arada maçtan kopması, oyunun direksiyonun hakimiyetinin kaybedilmesi vs vs.

Eksiklerle ilintili olarak başka önemli bir konu daha var G.Saray Cafe Crown adına. 4-5 adet oyuncusundan yoksun olan taraf G.Saray Cafe Crown'dı; ama sahada oynanan basketbol bunun tam tersi gibiydi. Normalde, eksik ve önemli oyuncularından yoksun takımın daha kontrollü oynamasını beklersiniz; ancak gereksiz hızlı hücumlar deneyen, çabuk sonuç almak isteyen sarı kırmızılılar oldu. Son haftalarada kazanılan maçlar, sahaya yansıtılan başarılı oyun, farklı galibiyetler her daim kontrollü bir şekilde oynanan basketbolla gelmişti. Kontrollü basketboldan kasıt, guard'ın topu eline alıp hücum süresinin dolmasına 5-6 saniye kala topu içeri vermesi ve oradan sayı çıkmasının beklenmesi değil elbette. Birçok farkla silahını kullanıyordu G.Saray Cafe Crown. Mesela, Hüseyin'in aldığı savunma ribauntlarını Graves'e uzun paslar atarak kullanması. Daha önceden çalışılmış bir oyun olduğu seyircilerin gözlerine sokuldu Telekom maçında. Aynı oyunu birkaç dakika arayla 3 defa oynadı G.Saray Cafe Crown ve 6 sayı çıkardı buradan. Ancak maçın geri kalanında, bu seçenek hiç düşünülmedi. G.Saray Cafe Crown'un son 4 maçlık galibiyet serisinde yaptığı doğru işlerden biri de topu mutlaka pota altına indirmekti. Ya dış oyuncular içeriye penetre edip, topu dışarıya çıkarıyor, kendileri bitiriyorlar, pota altındaki takım arkadaşlarını boş pozisyonlarda buluyorlardı; ya da top içeri verilip oradan oynanıyordu. Bugün, bu da tam anlamıyla gerçekleştirilemedi. G.Saray Cafe Crown, aslında bir mesajı daha verdi bu maçla birlikte: "Maçta belli bir farkın üstünde geriye düşünce, biz panikliyoruz" mesajı bu. Türk Telekom'un yakaladığı 9-0, 7-0'lık serilerde hücumlardan top kayıplarıyla döndü G.Saray Cafe Crown. Ya da topu getirip, kaldırıp üç sayılık atışlar yaptılar el üstünden. Bu düşülen durumu toparlayabilseydi eğer G.Saray Cafe Crown, bir önemli mesaj daha verecekti basketbolseverlere. Olmadı.

Türk Telekom cephesinde işler rayında gitti maç boyu. Serkan Erdoğan'ın özellikle Ayhan Şahenk'in potaları sebebiyle sıkıntı yaşayabileceğini söylemiştik; aksine her zaman attığı gibi, belki daha da iyi attı bugün. Tutku, Barış, Bekir de yayın gerisinden en az Serkan kadar iyiydiler. Barış Özcan'ın bu performansı da sürpriz olmamalı. Geçen seneki seride Ayhan Şahenk'te 6/7 üç sayı isabeti ile 22 sayıyı bu sert potalara bıraktığı düşünülünce.

G.Saray Cafe Crown savunması, hareketli bir savunma. Adamını alıp beklemiyor kimse; veya gömülmüyorlar içeriye. Sürekli topa bir baskı var; oyuncuya bir baskı var. Bugün, bu baskı her zaman yapıldığı kadar iyi yapılmadı; yapılanı da Türk Telekom tarafından son derece iyi bir şekilde berteraf edildi. Serkan, Tutku, Barış, Bekir, Winston sürekli içeriye hareketlenip dışarıdaki boş arkadaşlarını buldular. Üç sayılar girdikçe, direnci kırıldı sarı kırmızılıların. Bu yönden de sınıfta kaldı bugün G.Saray Cafe Crown. Hem oyuncu bazında, hem coach bazında, hem taraftar bazında. Ateşleyemedi kimse takım arkadaşlarını saha içinde fark henüz 15'i aşmamışken; taraftarlar bütünleşemedi yeteri kadar; Telekom'un yakaladığı 7-0, 9-0'lık serilere yeterince hızlı reaksiyon veremedi Koray Mincinozlu.

Baştan sona hükmetti oyuna Türk Telekom. Tabeleye bakıldığında 16 sayılık bir fark görülebilir, ama maçı izleyen herkesin açıkça gördüğü üzere, üçüncü çeyreğin sonunda 47-77 ile oluşan tam 30 sayılık fark, bu maçın asıl farkıydı. En azından sahadaki oyun bakımından...

Çok Güzel Hareketler Bunlar

16 Ocak 2009 Cuma

Soner - Hammonds

Efes Pilsen Euroleague'e veda etmesinin ardından epey şişkin olan yabancı kadrosunu boşaltmak için çalışmalara başladı. Geriye dönelim bir önce isterseniz. Kadrodaki yabancılar şöyleydi: Kasun, Shumpert, Smith, Vujanic, Thornton, Kakiouzis, Hammonds ve Drobjnak. Ligde 6 yabancı bulundurma hakkı var zaten. Bunlardan biri de bench'te dahi oturamıyordu. Geriye kalan 2 oyuncu da bir şekilde elden çıkarılmalıydı. Drobjnak gönderildi ilk etapta, sonrasında sıra beklendiği gibi Hammonds'a gelmiş. Sanıyorum 1 yabancı daha gönderilecek Efes'te. Salsa, Smith olabilir diye çıtlatmış ama ben pek ihtimal vermiyorum buna. Efes'in böyle bir hata yapacağına inanamıyorum zira. Kakiouzis yolcu olabilir diye düşünüyorum; ama konu tam olarak o değil zaten başlıktan da anlayabileceğiniz üzere.

Hammonds'un Efes'e transfer olmasının ardından, Soner direksiyonu eline almıştı Darüşşafaka Cooper Tires'ta. Tüm maç sahada kalıyordu hiç kenarıya gelmeden. Hammonds takımda iken, süresi azalıyordu azımsanmayacak kadar; Hammonds'un dönüşüyle birlikte nasıl değişecek dengeler takımda, merak ediyorum. Hammonds'u 2 numara olarak kullanması bir seçenek Ekrem Memnun'un; ama ondan ziyade Soner ile Hammonds'un sürelerini paylaştırılması söz konusu olacak sanırım. Beklemek, görmek lazım.

G.Saray Cafe Crown vs. Türk Telekom

İlk devrenin kapanış haftasının, açılış karşılaşmasında G.Saray Cafe Crown, Türk Telekom'u Ayhan Şahenk Spor Salonu'nda ağırlayacak. G.Saray Cafe Crown ligde 2 mağlubiyetle 2.sırada bulunuyor; Türk Telekom ise 5 mağlubiyetle 4.sırada.

Türk Telekom, geçen haftaki M.A. Selçuk Üniversitesi maçına "son 6 maçın 5'ini kaybetmiş" bir takım olarak çıkmıştı. O maçtan önce sırasıyla F.Bahçe Ülker, Aliağa Petkim, Efes Pilsen, Darüşşafaka Cooper Tires, Antalya BŞB, Banvit'e karşı oynamışlardı. 8'de 8 ile dikilmişlerdi F.Bahçe Ülker'in karşısına; o maçı kılpayı kaybettiler. Gerisi de çorap söküğü gibi geldi. Aliağa Petkim, Efes Pilsen devirdi önce Telekom'u. Arada ecel terleri dökülerek kazanılan bir Darüşşafaka Cooper Tires maçı var. Ardından yine kayıp Antalya BŞB ve Banvit maçları. Çok kötü de oynuyordu Telekom bu mağlubiyet serisinde, ki hala bu mağlubiyetlerin etkisinden kurtulduklarını söylemek kolay değil. Hükmen galip sayıldıkları bir Bnei Hasharon maçı var, ondan sonra M.A. Selçuk Üniversitesi'ne karşı 30-40 sayı farkla kazanılan bir maç ve ardından hafta içerisinde gelen Panellinos mağlubiyeti. Dudley ve Lang hafta içi oynanan Panellinos maçında forma giyememişlerdi sakatlıkları sebebiyle; sanıyorum yarın sahada olacaklar. 

Takımın dış gücünün en önemli parçaları; Tutku Açık ve Serkan Erdoğan. Tutku'nun önemli, baskı altında kaldığı, kendisine özel önlemler alındığı maçlarda bocalaması yeni bir şey değil, biliyoruz. Son haftalarda Koray Mincinozlu ile birlikte kendi yarı sahasında rakiplere mükemmel bir baskı uygulayan G.Saray Cafe Crown savunmasının özellikle Tutku'ya daha çok dikkat edeceğini tahmin edebiliriz. Telekom, yeni sezonla birlikte her ne kadar geçen sezonlardaki kadar dış oyuncularına bağımlı olmaya çalışmayıp, iç-dış dengesini sağlamaya çalışsa da henüz bu düzene alışamadılar. Maç kazanmaları için hala dış oyuncularının performansları çok önemli. Mesela, Serkan Erdoğan'ın. Çok klasik olacak; ama Ayhan Şahenk'in sert çemberlerine alışma süreci önemli Telekom'un ve özellikle Serkan'ın. Pota altında Wright-Dudley-Lang gibi bir üçlüye, Hüseyin-Cemal ile karşı koymaya çalışacak sarı kırmızılılar. Erdem ve Polat da maç içinde mutlaka 4 numaraya kayacaklardır; ama Hüseyin'in performansı G.Saray Cafe Crown için belirleyici olacak. Özellikle pota altında hangi takımın üstünlüğü ele alacağı açısından. Son haftalarda çok fazla zorlamıştı kendisini, aşmıştı sınırlarını Hüseyin. Hafta içinde oynanan Khimik maçında oluşan farktan dolayı bol bol dinlenme fırsatı buldu tabii; ama karşı tarafta aynı gün Dudley ve Lang de sahaya hiç çıkmadılar.

F.Bahçe Ülker maçındaki kadar olmasa da rağbet edecektir Galatasaray taraftarı bu karşılaşmaya. Bu maçtan önce saat 12.30'da bayan basketbol takımının Samsun Basketbol ile aynı salonda oynayacağı maç, iki maçın art arda gelmesi (bilmeyenler için bu maç, cumartesi günü saat 14.30'da ve Spormax'den canlı yayınlanacak), taraftarların bu iki maçın ardından 19.00'da oynanacak Malatyaspor maçına hareketlenmeye düşünmesi gibi etkenler de mevcut tabii. 

Koray Mincinozlu'nun takıma gelişinin ardından 4'te 4 yaptı G.Saray Cafe Crown. 16 sayıyla kazanılan F.Bahçe Ülker maçı, 10 sayıyla kazanılan Aliağa Petkim maçı, 12 sayıyla kazanılan Dexia maçı, 43 sayıyla kazanılan Khimik maçı. Ortalamasını aldığımızda 20-21 sayı gibi oldukça şükela bir fark çıkıyor ortaya. Bu 4 maçta yenilen sayının ortalaması da yaklaşık olarak 62'ye tekabül ediyor. Sahadaki oyun anlamında da büyük bir dominantlık söz konusu ayrıca. Özellikle kazanılan maçların ardından sürekli yapılan savunma söz konusu oluyor, doğrudur da daha çok savunmanın ön plana çıkması; ama oyunun hücum tarafında yapılan doğru seçimler, kullanılan doğru toplar, her topun altın değerinde olduğunun bilincinde olunması gibi faktörler de göz ardı edilmemeli. Top mutlaka iniyor pota altına, o top pota altından kullanılmasa bile. Gereksiz, el üstü üç sayılar azamiye indirilmiş durumda. Yani iç-dış dengesi de son dönemde kurulmuş durumda G.Saray Cafe Crown'da. Eller sıcak, gayet iyi de bir yüzdeyle atıyor G.Saray Cafe Crown son haftalarda.

Koray Mincinozlu ve takımının galibiyeti için tüm şartlar oluşmuş durumda yani. İbre G.Saray Cafe Crown'dan yana. Form durumlarına falan bakacak olursak bariz bir üstünlüğü var ev sahibinin. Tabii, geçen sezon play-off'ta aynı takımın Telekom'a 3 defa kaybettiği, normal sezonda Ankara'da kaybedildiği, Ayhan Şahenk'teki maçın sadece 2 sayı farkla kazanıldığı da unutulmamalı. Psikolojik olarak bir üstünlüğü var Telekom'un, bu avantajı nasıl kullanacaklar, onu da maç saatinde göreceğiz.

Favori, G.Saray Cafe Crown. Ama, yalnızca favori. Henüz, daha fazlası değil...

Euroleague Top 16 Kuraları

F.Bahçe Ülker, dün akşam Lottomatica Roma'yı 90-86 yenerek grubunu 3.sırada tamamladı. Maç saatinde bazı aksaklıklar, sorunlar ardı ardına gelince 11'e doğru geçebildim ekranın başına. İçimden maç bitmiştir şimdiye kadar diye geçirirken, uzatmalardaki ilk hücumu yakaladım. Ondan öncesini bilmiyorum ama F.Bahçe Ülker, son hücumda sayıyı atmak için baya bir kasmış yazılanlara bakılırsa. Ben de anlam veremedim buna pek; ama Tanjevic maçtan sonra yaptığı açıklamada, kendilerine 10 değil 15 sayı fark gerektiğini, uzatmalarda bu farkı yakalamalarının çok zor olduğunu ve maçı kazanmaya oynadıklarını söylemiş. Öyle veya böyle ulaştı amacına zaten Tanjevic. Mrsa'nın art arda üçlükleri, turnikesi, basket faulü derken ihtiyacımız olan fark için iyiden iyiye umutlanmıştık; lakin Becirovic içimizdeki umutları söndürdü üçlükleriyle. 15 sayı fark olmadı belki; ama güzel bir galibiyetle nokta koyuldu gruplara. Eğer grubu ikinci sırada bitirebilseydi F.Bahçe Ülker, çok ama çok büyük bir avantaj yakalayacaktı; olmadı maalesef.

Top 16 kuraları, pazartesi günü çekiliyor. Torbalar belli:

1.Torba: Unicaja Malaga, AXA Barcelona, TAU Ceramica, CSKA Moskova
2.Torba: Olympiakos, Montepaschi Siena, Lottomatica Roma, Real Madrid
3.Torba: Maccabi Tel-Aviv, Panathinaikos, Fenerbahçe Ülker, Armani Jeans Milano
4.Torba: Cibona Zagreb, Prokom Trefl, Alba Berlin, Partizan

CSKA Moskova - Montepaschi Siena - Cibona Zagreb üçlüsü en acımasız kura olur benim açımdan F.Bahçe Ülker için. Unijaca Malaga - Real Madrid - Prokom Trefl üçlüsü ise basınımızın tabiriyle "lokum gibi"...

F.Bahçe Ülker'in kendi grubunda oynadığı takımlarla eşleşme gibi bir durumu yok ayrıca, onu da belirteyim. Kolay değil F.Bahçe Ülker'in işi bu aşamadan sonra; ama yukarıda ilk yazdığım "acımasız" kurayı çekmez isek, az çok umutlanabiliriz. Bol şanslar kurada temsilcimize, şans melekleri yanlarında olsun.

15 Ocak 2009 Perşembe

Kitap Çevirisi Böyle Yapılır

Phil Jackson'un "Ruhunu Arayan Takım" kitabının Türkçe'ye çevrildiğini ve yayına verildiğini bildirmiştik. Kitap çıkmış; alanlar, okuyanlar olmuş; ben henüz almadım, ki iyi ki de almamışım. Kitabın bir bölümünden bir paragraf:

"Rockets birinci oyundan sonra onu çıkardı ve ikinci takıma seçtikleri Karl ve Shaq'ı soktu. Karl ilk yarıda yirmi puanı alan bir Lakers gibi oldukça yüksek bir puan yaparak 30 puanlık bir skor elde etti. Ben kırk yaşında birinin bunu yapabilmesine çok şaşırdım. Ben aynı zamanda 30 sayı 7 asist ve 6 ribaunt yapan Gary'den de etkilendim. Ben bu kez dördüncü çeyrekte oynadım."

Bu paragrafı çözebilen varsa beri gelsin. :) Çevirideki rezalet iletilmiş yayınevine; tekrar bir çevirisi daha yapılacakmış kitabın. Biraz daha beklemek iyi olacak sanırım...

14 Ocak 2009 Çarşamba

Slam Nation

23 Ocak'taki BBL All-Star Günü'nün en büyük sürprizi, en büyük eğlencesi olacak yukarıdaki amcamlar. Geçen yıl James White'ın şovuyla bünyedeki smaç ihtiyacını gidermiştik; bu yılki organizasyonda onun kadar abartanlar olmayacaktır işi muhtemelen. Ama, bu insan olduklarından şüphe duyduğum adamların oluşturduğu bu grup, çok çok fazlasıyla giderecektir bu ihtiyacı. Geçen yıl, çaylak bir grup üstlenmişti bu smaç şovunu; bu işin üstadları İzmir'de olacaklar yaklaşık 10 gün sonra...

Fransızlar'ın kurduğu bir grup bu Slam Nation. Üyelerini de sıralayalım şöyle: Abdoulaye Bamba, Steve Lobel, Yann De Blaine, Brice De Blaine, Kadour Ziani, Marlon Jules, Serge Moulare.

Özellikle Ziani ismine dikkat; şöyle buyurun. 

Kaldı Bir

Şu başlık altında incelemiştik Darius Miles'ın durumunu önceki günlerde. Bu mevzuda son gelinen nokta, Miles'ın tekrar Grizzlies'a dönüşüydü. Ve, yaz sezonunda Celtics formasıyla 6, normal sezonda bundan önceki Grizzlies macerasında 2 maça çıkan Miles, dün gece bir kez daha sözleşme yaptığı Grizzlies ile 9.maçına çıktı bu yılda. İstatistikleri de gayet iyi hani. 4-6 FG, 5-7 FT ile 13 sayı üretmiş, 13 dakikada. Diğer alanlarda herhangi bir katkısı veya kaybı yok Miles'ın. Bu maçla birlikte, Portland'ın sezon sonunda ödemeye başlayacağı muhtemel 18 milyon dolarlık ücret için tek maç kalmış oldu. Cumayı cumartesiye bağlayan gece Utah Jazz'i konuk edecek sahasında Memphis Grizzlies. O maçta da süre almayı başarabilirse Miles - ki öyle olacak gibi - ortalıktaki tartışmalar iyiden iyiye alevlenecektir...

Yolun Sonu

Efes Pilsen, Euroleague son maçında Real Madrid'e farklı kaybetti. AJ Milano da Yunanistan'dan tur biletini kapıp dönüyor ülkesine bu sayede. İkinci yarıya bakma fırsatı bulabildim ancak. Maç değerlendirmesi yapılacak bir karşılaşma değil benim açımdan. Tamamını dahi izleseydim şu maçın, değişen bir şey olacağını sanmıyorum şu son gelinen noktaya baktığımda. Bir teknik yorum yapmam gerekiyorsa illa, aha da fast-break sayıları derim: Real Madrid 21-0 Efes Pilsen. 

Tarihinde ilk kez bu aşamada eleniyor bu kupadan Efes. Kulübün içindeki her bireyin şu yukarıdaki fotodaki oyuncuya ve elindeki kupaya uzun uzun bakıp, bu kulübün nasıl bir kulüp olduğunu idrak etmesi gerekiyor her şeyden önce...

Tufan Play-off'lara Yetişebilir (mi?)

Geçen senenin tamamını sakat geçirmişti Tufan. Yaz aylarında, yine sezonu kapattığı haberi gelince, morali alt üst olmuştu hem taraftarın hem Tufan'ın. Geçen sezonun içinde sürekli 'seneye bomba gibi döneceğim, çok istekliyim, çok heyecanlayım' diyordu ama parkelere ayağını basmak, kısmet olmadı ona bir türlü işte. İngiltere'de tedavisi sürüyormuş Tufan'ın. Şubat sonunda topla çalışmalara başlayabilirmiş. Eğer, tam dediği tarihlerde dönebilirse Tufan play-off'lara nispeten hazır olarak girecektir. Ama, içten içe acaba demek, şüphe duymamak elden gelmiyor şu son yıllarda yaşananlardan sonra...

Diğer bir sakatlık haberi de Milojevic'ten. Haftalar önce sakatlandığında Telekom maçına yetişebileceği söylenmişti; dünkü Khimik Yuzhny maçı öncesi röportaj verdi Milo, çekilen son MR'de ufak bir ödeme rastlanmış, riske atmak istemiyorlarmış. Onun da dönüşü 3 hafta gecikti kısacası.

Kısa vadede Milojevic, uzun vadede Tufan'ın dönüşleri G.Saray Cafe Crown'un takım içindeki bazı dinamizmlerini etkileyecektir şüphesiz; bu değişiklikler takımı nasıl etkileyecek sorusunun cevabını almak için epeyce süremiz var...

13 Ocak 2009 Salı

Savunma Budur

G.Saray Cafe Crown, Eurochallange Grubu'ndaki son maçında Khimik Yuzhny'i 94-51 gibi inanılmaz bir skorla devirmeyi başardı ve bir üst tura çıkmaya hak kazandı.

Erdem Türetken dışında herkes ortalamasının üzerinde hücum etti; takım bir bütün halinde canavar gibi savunma yaptı. Khimik Yuzhny, sanırsam maç boyunca 5-10 tane airball attı bu baskıcı, boğucu savunmadan dolayı. Gurovic'in 1.5 çeyrekte 18 sayıya ulaşması ve maçı 28 sayıyla tamamlaması, Atkins'in 3 savunma art arda rakiplerinden top çalması, Polat'ın ilk çeyrek 3/3 ile üçlük sokması ve maç genelinde iyi oynaması, Hüseyin'in son maçlardaki harika performanslarından sonra bol bol soluklanma fırsatı bulması, Murat Kaya'nın uzuun bir aradan sonra gelen efektif performansı, Cemal'in 14 sayı-7 ribaunt ve çok daha fazlasıyla asla Hüseyin'i aratmaması, Alican ve Altay'ın kendileri için çok değerli olan süreleri almaları, Graves'in alışılmış performansı, ilk üç çeyrekte Khimik Yuzhny'nin yalnızca 35 sayı üretebilmesi...

Hepsi ayrı ayrı değerliydi bunların ama hücum gücünden çok yapılan savunmanın daha çok övülmesi gerekir bence. Her maç 12/14 gibi bir üçlük yüzdesi yakalayıp (maç sonunda bu 15/26'ya geldi) 3.çeyreğin ortalarında 40-50 sayı farkı yapamazsınız; ama böyle bir savunmayı her maçta yapabilirsiniz ve böyle bir savunmayla hücumda en kötü gününüzde olduğunuz zaman bile kazanma olasılığınız olur. Bu olasılık, bir hayli yüksek olur hem de...

Böylece Top 16'ya kalmayı başardı G.Saray Cafe Crown bu kupada. Rakipler de kesinleşti. J Grubu'nda mücadele edecek temsilcimiz.

Ewe Basket (Almanya)
Virtus Bologna (İtalya)
BC Kyiv (Ukrayna)
G.Saray Cafe Crown (Türkiye)

Kartal Galip, Telekom Mağlup

Beşiktaş Cola Turka, taa 4.maçlar sonrasında gruptan çıkma şansını kaybetmiş, formalite maçlarını oynamaya başlamıştı 5.maç haftasında Benetton deplasmanından sürpriz bir galibiyet çıkarmışlardı, bu akşam da Akatlar'da grubun tek galibiyetsiz takımı Le Havre'yi mağlup etmeyi başarmışlar. Beşiktaş Cola Turka, her ne kadar bu sezon çok fazla umut saçmasa da taraftarlarına, ortalama bir Eurocup grubundan çıkmayı başarabilirdi sanki. Khimki ve Benetton'un olduğu grupta ilk 2 sıradan yer kapmak çok kolay iş değil tabii. Le Havre ilk yarı gayet üstün götürmüş maçı. Devreye 12 sayı önde girip, üçüncü çeyreğin başlarında da farkı 18'e kadar çıkarmışlar. Sonrasında, muazzam bir üçüncü çeyrek oynamış geri kalan bölümde siyah beyazlılar, maçı ortaya getirmişler. Son çeyrekte de 2 sayılık bir üstünlükle, maçı 96-91 almışlar. Baxter ve Chatman'ın performansları göze çarpıyor direk ev sahibinde. 14/19 isabetle 33 sayı üretmiş Baxter. Hafta sonunda P.Karşıyaka potasına 29 sayı göndermişti; açılmaya başladı gibi o da. Chatman'ın da 20 sayılık performansı var. Fransız ekibinde T.J. Thompson 25 sayı, eski dost Slaughter 23 sayıyla takımlarını ayakta tutmaya çalışmışlar.

Birkaç gün önce açıklanan kararla Bnei Hasharon karşılaşmasından 20-0'lık skorla hükmen galip ayrılan Türk Telekom, liderliği de garantilemişti. Onlar da formalite maçı oynadılar bu akşam Panellinos deplasmanında ama Beşiktaş Cola Turka'nın oynadığı formalite maçından çok daha farklıydı şüphesiz. 82-74 kaybetmiş Telekom karşılaşmayı. Dudley ve Lang sakatlıkları sebebiyle forma giyememişler bu maçta; hafta sonu çok kritik bir maça çıkacak Türk Telekom, G.Saray Cafe Crown ile. O maça yetişebilecekler mi, yetişemeyecekler mi? sorusunun cevabını da eğer belli olursa, maç öncesi atacağımız bir post'ta belirtiriz buradan. Telekom'da göze çarpan bir oyuncu performansı yok bu akşam. En skorer isim 14 sayıyla Serkan Erdoğan olmuş zaten. Winston'un 13 sayısı var. Ama Mutlu'nun 5/6 ile ürettiği 13 sayıyı es geçmeyelim...

TBL All-Star: 3 Sayı Yarışması

All-Star organizasyonlarında smaç yarışmaları kadar ilgi çekmez asla üç sayı yarışmaları; ama epey önem veririm ben bu olaya. Sevgili Anıl, bol bol değiniyor zaten smaç yarışmasına blog'unda. Ben de şöyle bir, üç sayı yarışması için yoklama yapayım dedim. Geçen senenin galibi, Ömer Ünver idi. Bu sene kimler aday olabilir, olmalı?

Bir çırpıda aklıma gelen isimleri de karalama tadında geçeyim: Chris Lofton, Serkan Erdoğan, Adam Funk, Damir Mrsic, Aubrey Reese...

Memo'dan Sayısız Rekor

Utah Jazz, dün gece sahasında ağırladığı Indiana Pacers'ı 120-113 mağlup ederken, Mehmet Okur, her anlamda kırılmadık rekor bırakmadı. Dün gece, Nba Tv naklen yayınladı karşılaşmayı; dolayısıyla gün içinde de bol bol tekrarları vardı maçın; hatta yaklaşık 1 saat sonra (21.00'da) son bir tekrarı daha var bu özel gecenin. Nba Tv sahibi olup da bu maçı hala izlemeyenler varsa doğruca televizyon başına koşsunlar.

Öncelikle, 43 sayı-9 ribauntluk bir performans için oldukça az şut denediğini söylememiz gerekir. 19 şut denedi yalnızca Pacers karşısında Okur. Bu rakam, düşük bir rakam değil elbette; ancak 43 sayılık bir üretim için gayet tasarruflu olduğunu söylemeliyiz. Bu 19 şutun 14'ünde isabet kaydetmesi ve serbest atış çizgisine 15 defa gidip, buradan yalnızca 1 kez kaçırması, onun çok fazla top kullanmamasına rağmen bu sayıya ulaşmasını sağlayan başlıca faktörler. Savunmada yaptığı işler de hiç boş işler değil, aldığı ribauntların bir çoğu hakikaten çok zor pozisyonda alınan ribauntlar. Tek eleştirilecek nokta, son periyottaki oyunu olabilir; en azından ilk üç çeyreğe bakıldığında. O kadar kusur kadı kızında da olur diyelim artık.

Kırdığı rekorlara gelelim. Kendi kariyer rekorunu kırdı bu attığı 43 sayıyla; bu birincisi. İkincisi; NBA'de 1 maçta en fazla sayı üreten Türk oyuncu oldu. Üçüncüsü; yaklaşık 35 yıllık bir geçmişi olan Utah Jazz'in kulüp tarihinde pivot pozisyonunda görev yapan bir oyuncu, ilk kez 40 sayının üstüne çıkmayı başardı. Ayrıca, yine kulüp bazında, 43 sayı-9 ribaunt barajını geçen ilk oyuncu oldu, 1987 yılından sonra. Yani 22 yıllık aranın ardından.

Memo'ya bir tebrik de biz gönderelim buradan ve... Son bir şey: Ondan, bu benzerlerini ay yıldızlı forma altında da bekliyoruz.

Etti Üç Tavşan

Halil Üner ve takımı, deplasmanda Mersin Belediye'yi 88-84 mağlup ederek bu sezonki üçüncü galibiyetlerine ulaştılar. Normal şartlar altında televizyondan canlı yayınlanacak bir maç değil bu maç, ama bir sezon boyunca her takımın en az 2 iç saha maçı canlı yayınlanmak zorunda olduğu için, seçilmek zorunda kalınmış belli ki. Basketbol kalitesi olarak çok fazla haz vermedi seyirciye belki, ama son ana kadar gelen başa baş oyun maçı izlenilir kıldı.

İlk periyotta yayın gerisinden bombaladı ev sahibi Mersin, rakibini. Chris Lofton'dan 4 tane olmak üzere, McCalebb ve İnanç'tan üç sayılık basketler buldu Mersin Belediye. Hele Lofton'un bu çeyrekteki gösterdiği performans, daha doğrusu soktuğu üçlükler tekrar tekrar izlenilecek tattaydı. El üstü attı; fadeaway attı; boş attı; dolu attı. Çok fenaydı yani. Kepez Belediye, sudan çıkmış balığa döndü tabii bu arada. Lofton ikinci çeyreğin başında da 2 tane üçlük gönderince, fark 18-20 civarlarına kadar geldi ki, henüz ikinci çeyreğin ortalarında 22 sayıya ulaştı Lofton. Bunu yaparken de 6/8 gibi absürd bir üçlük isabetiyle oynadı. Tam yine ikinci çeyrekte kopan sıradan bir TBL maçı diyecekken, Kepez uykudan uyandı. Bench'ten gelen Serkan'ın art arda üçlükleri, Lofton'u çok iyi savunması farkı tek hanelere kadar çekti. Sonra da Saunders ve Traylor ikilisi çıktı sahneye, soyunma odasına 3-5 sayılık bir farklı girmesini sağladılar takımlarının. İkinci yarıda da başa baş giden bir maç oldu son ana kadar. McCalebb ön plandaydı ev sahibi ekipte bu devrede özellikle; Lofton maçı 2.çeyreğin ortasında olduğu gibi 22 sayıyla tamamladı. Onun saman alevi gibi parlayıp sönen performansı, Kepez'in skorda geri gelmesini sağlayan etkenlerin başında geliyordu zaten. Kepez'de McLinton ve Saunders inanılmaz bir üçlük yüzdesiyle ayakta tuttular takımlarını bu devrede, Traylor falan da zaten zayıf olan Mersin pota altını delik deşik etti. 8/9 ile 18 sayıyı bıraktı, yanına 12 ribaunt ve 4 blok ekledi. Maçı da 4 sayı farkla aldı Kepez. Oynadıkları basketbol hakkında çok fazla pozitif şeyler söylenemez sadece bu aldıkları galibiyet nedeniyle, ancak henüz 2.çeyrekte 15-20'ye çıkan fark sırasında maçtan kopmayarak takdiri ve koca bir alkışı hak ettiler.

Nedim Yücel de Mersin Belediye ile anlaşmış bu arada. Bu maçta da sahaya çıktı yeni takımıyla ilk kez. Pek iç açıcı bir performans gösteremedi gerçi ama bu notu da düşelim biz.

Edit: Bir an CASA TED Kolejliler ile karıştırmışım Kepez'i; üçüncü galibiyetleri oldu bu. Başlık ve yazının ilk cümlesi de ona göre modifiye edildi. :)

İzleyiciyi Basketbola Doyurmak

NTV'nin bize geçen sene bu günlerde yaptığıdır, izleyiciyi basketbola doyurmak. Hatırlayanlar olacaktır; geçtiğimiz sene ABD'deki Martin Luther King günü nedeniyle NTV ve NTV Spor art arda 4 maç vermişti NBA'den. Aynı uygulama, bu sene de huzurlarımızda olacak.

19 Ocak Pazartesi akşamı başlıyor basketbol şöleni. 21.00'da Rockets, Nuggets'i ağırlıyor; maç NTV Spor'da. Bu maçın ardından 00.30'da Grizzlies, Pistons'u ağırlayacak; maç NTV'de. Gece saatler 03.00'ı gösterdiğinde Celtics'in konuğu Suns olacak; maç NTV Spor'dan yayınlanacak. Gece, saat 05.30'da yine NTV Spor'dan yayınlanacak olan Lakers-Cavaliers karşılaşmasıyla gece son bulacak. Özellikle 1, 2 ve 4.maçlar harika. Ertesi gün sınavım var; ama mutlaka bir şekilde uyku düzenimi ayarlayıp, 4 maçlık bir seri yapacağım. :)

NTV'ye bu hizmetinden dolayı bir kez daha teşekkürler...

11 Ocak 2009 Pazar

Ucuz Yırttık

ULEB, geçen haftaki Türk Telekom-Bnei Hasharon maçıyla ilgili aldığı kararı açıklamış biraz önce. Beklendiği gibi 20-0 hükmen galip Telekom. Gelen ceza ise beklediğimin altında: 1 maç seyircisiz oynama+15 bin euro para cezası. İsrail ekibine de 50 bin euro'luk para cezası gelmiş ayrıca. Çok daha büyük tepkiler alır normalde bu tarz olaylar; okkalı cezalar da gelir ama hafif yarayla atlatmışız olayı. Telekom'un aldığı hükmen galibiyet de büyük değer taşıyor ayrıca. Grubu ilk 2 sırada bitirip, bir üst tura çıkmayı garantilemiş oldu başkent ekibi - fena klişe :) - böylece.

Erdemir Ne Oynar?

Erdemir'in bu sezon bundan önce canlı yayınlanan bir tek Beşiktaş Cola Turka maçı var yanılmıyorsam. O maçı izleyememiştim; ilk kez maçlarını seyretme fırsatı buldum bu akşam. Yapacağım eleştiriler biraz abartı kaçabilir o yüzden, onu baştan belirteyim.

F.Bahçe Ülker'in Ömer Aşık ve Gordan Giricek gibi klasikleşmiş eksikliklerinin yanında Mirsad ve Vidmar da yoklardı bu akşam sahada. Ligde Efes Pilsen ile birlikte en geniş kadroya sahip olan F.Bahçe Ülker'in bench'inde 3-4 tane genç oturuyordu Erdemir karşısında. Maç kopmadığı takdirde süre dahi alamayacak gençler bunlar. En azından şu an için. F.Bahçe Ülker'in ilk beşi de normalin dışındaydı zaten. 4 kısa (Green, Ömer, Serhat, Smith) artı Semih ile başladılar maça. Maç öncesi Erdemir'in pota altındaki eşleşme sorunundan faydalanacağını tahmin etmek zor değildi ama koskoca periyot boyunca hiç denemediler neredeyse bunu. Thomas ve Burgess'in kullandığı toplam top sayısı 4-5'tir ancak F.Bahçe Ülker'in kullandığı bu 4 kısalı sisteme karşı. Bunun yanında, takımın en skorer oyuncusu Funk'ın da eline top değmemesi komik durumlara neden oldu Abdi İpekçi'de. Hakan Demirel yönlendirmeye çalıştı oyunu Erdemir'de; ama her zamanki gibi çok çok kötüydü yine. Attığı tüm şutlar karavana, anlamsız ve basit top kayıpları, takımını bir türlü yönetememesi gibi etkenler bir araya gelince ilk periyotta (sıkı durun) sadece 5 sayı üretebildi Erdemir. Bunların 3'ü de serbest atışlardan. Yani, sadece 1 tane saha içi isabeti bulabildiler. F.Bahçe Ülker'in harika savunması, konsantre oyununun da bu 5 sayıda payı büyüktü elbet; ama bu kadar da aciz durumlara düşmemeleri gerekiyordu.

İlk periyot 15 sayılık farkı yapan F.Bahçe Ülker 2.çeyrekte resmi olarak olmasa da, kafalarda bitirdi maçı. Erdemir, ikinci çeyrekte ilk 10 dakikaya nispeten daha iyiydi hücumda ki bu da biraz Thomas'ın performansı ile doğru orantılıydı. Çeyreğin ilk 3 dakikalık bölümünde Thomas tek başına 8 sayı üretti şut kaçırmadan, o ara fark 10'a falan indi ama alan savunmasına karşı harika hücum etti F.Bahçe bu bölümde. Ya penetre ederel Erdemir pota altının dengesini bozup sayı buldular; ya da penetre edip dıştaki boş oyunculara topu çıkarıp bomboş şutlar buldular. 15 olan farkı 22'ye kadar çıkarıp, 42-20 ile girdiler soyunma odasına.

Erdemir baktı ki böyle çırpınarak pek bir şey üretemeyecek, verdi topu Barbour'un eline, o da kendi çalıp kendi oynadı geriye kalan bölümde. Fena bir oyuncu değil, zaten içeriye yaptığı zorlamalardan ya sayı ya faul çıkarttı çoğu denemesinde. O da olmasa, maç sonu 58 sayıyı bulabilir miydi Erdemir, ondan bile şüpheliyim ben. 38'lik Damir'in efsane performansını da unutmamalı. İçerideki boşlukları çok güzel görüp bol bol turnike bıraktı Erdemir potasına. Dış şutlarını söylemeye pek gerek yok, her zamanki gibiydi diyelim, anlayın siz. :) 22 sayıyla tamamladı maçı. Bu yaştaki bir oyuncunun, böyle bir maçta bile olsa da, bu performansına saygı duyulmalı. Hem de kocaman bir saygı.

Son periyotta al gülüm ver gülüm oynadıktan sonra 89-58'lik skorla, 31 sayı farkı yapıp yolladı F.Bahçe Ülker evine Erdemir'i. F.Bahçe Ülker'in makina gibi düzenine karşı, ayakta durmaya çalışan Barbour vardı Erdemir adına sahada. Biraz da ribaunt canavarı Thomas.

Perşembe akşamı çok önemli bir maça çıkacak F.Bahçe Ülker, L.Roma ile. 10 sayı farkı yaparsa eğer temsilcimiz, gruptan 2.olarak çıkacak. 3.lük cepte şu an ama 2.sırayı kapmak çok ama çok büyük bir avantaj getirecek F.Bahçe Ülker'e Top 16 grupları için. Salonun en azından yarısının dolması dileğiyle...

Cleveland Cavaliers Formaları




Cleveland Cavaliers'ın bu sezon giydiği 5 formadan 3'ü. Diğer ikisi de klasik kırmızı ve beyaz formalar. Çeşitlilik hoş, güzel; özellikle 1. ve 2.formaları beğendim gayet ama ana renkleri kırmızı ve beyaz olan bir takımın bu kadar abartmaması gerekiyor sanki bu olayı. Kendi renklerinden bağımsız 1 forma yapılır, renkli olur, tamam ama çok gereksiz abarttılar sanki. Her maçta farklı bir formayla görüyoruz Lebron'u vallahi. :)

10 Ocak 2009 Cumartesi

Darius Miles Sorunsalı

Son günlerde NBA, Darius Miles ismiyle çalkalanıyor. Miles isminin bu kadar gündemde olmasının nedeni oynadığı basketbol değil elbette, çok daha farklı şeyler.

Darius Miles isminin bu kadar gündemde olmasının sebebini bilmeyenler için bir özet geçelim. Miles, 2006 yılında Portland formasını giyerken yaşadığı ağır bir sakatlık yüzünden basketbola ara vermek zorunda kaldı. Uzunca bir ara hem de. 2 yıl kadar. Miles sakatlığı dolayısıyla basketbola ara verirken, doktorlar tarafından da çürük raporu çıktı ona. Peki, bu rapor ne anlama geliyordu? Miles'ın yıllık 9 milyon dolarlık kontratının sigorta tarafından karşılanması, Portland'ın Miles'a herhangi bir ödeme yapmaması anlamına geliyordu o rapor. Daha sonra ne oluyor, peki? Miles, bu 2 yıl boyunca bir rehabilitasyon süreci geçiriyor, öyle veya böyle sakatlığının izlerini üzerinden siliyor ve içinde bir basketbol ateşi olduğunu belirtip yeniden lige dönmek istiyor.

Doktorlar tarafından, "oynayabilir" onayı geliyor onun için. 2008 yazında da Boston Celtics onu kadrosuna dahil ediyor. 6 tane pre-season maçına çıkıyor Miles, Celtics ile. Daha sonra, Celtics genel menajeri Danny Ainge, Miles'dan yeterli katkı alamadıklarını ve yolların ayrıldığını belirtiyor. Peki, Miles'ın oynadığı bu 6 maçın önemi nedir? Darius Miles, eğer bu sezon içinde toplam 10 maça çıkarsa, doktorlar tarafından ona 2 yıl önce çıkan çürük raporu geçerliliğini yitirecek, Miles'ın önümüzdeki 2 yıldaki 18 milyon dolarlık kontratını eski kulübü Portland karşılamak zorunda kalacak. İşlerin karıştığı yer, Miles'ın bu kadar gündemde olmasına sebebiyet veren de bu nokta zaten. Şimdilik, kaldığımız yerden devam edelim. Darius Miles, Boston Celtics'e veda etmesinin ardından, Memphis Grizzlies ile garanti olmayan bir sözleşme imzalıyor. Bu takımda da 2 maç forma giyiyor Miles. Daha sonra, Darko Milicic'in sakatlığı sebebiyle bir uzun arayışına giriyor Grizzlies. Dolu olan kadrosunu boşaltmak için de Miles'ı göndermek zorunda kalıyorlar. 2 maç kalıyor böylece, Miles'ın kontratının Portland tarafından karşılanmaya başlamasına...

Darius Miles, tekrardan boşa çıktıktan sonra yukarıdaki resimde (üstüne tıklayarak büyük haline bakabilirsiniz) gördüğünüz üzere; Portland genel menajeri Kevin Pritchard, ligdeki diğer 29 takıma bir mail yolluyor ve bu takımlara Miles ile kontrat imzalamamalarını, Miles'a kontrat verip oynatan takımların peşlerini bırakmayacaklarını söylüyor üstü kapalı bir şekilde.

2 yılın ardından sakatlıktan dönmüş bir oyuncu var ortada. Basketbol oynamak istiyor. Bunun için fırsatlar da buluyor; bulmaya da devam edecek belli ki. Ancak, Portland kendi çıkarları doğrultusunda bir oyuncunun basketbol yaşantısının kısıtlanmasını istiyor adeta şu. Herkes kendi çıkarını düşünecek tabii ki. Nitekim, 18 milyon dolar hiç de azımsanmayacak kadar büyük bir rakam. Sene sonunda, oyun kurucu pozisyonu için kalburüstü bir oyuncu arayışına girecek olan Portland'ın önüne büyük engeller koyacak bu muhtemel durum, şüphesiz; lakin ortada 27 yaşında, önünde oynadığı takdirde 8-10 yıllık bir basketbol yaşantısı olacak, hala bu işten paralar kazanabilecek bir adam var ve kulüplerin sakatlık öncesi hiç de fena olmayan bir oyuncuyu kadrolarına katmak istemesi de gayet doğal. Şu an belki 25-30 dakika süreler alacak kadar hazır değil Miles; belki, bu yaşadığı uzuuun sakatlıktan sonra bir daha hiçbir zaman o seviyeye gelemeyecek ama şu haliyle bile bazı takımlarda rotasyona girebilecek bir oyuncu.

Sonuç, ne peki? Bu sabaha karşı Darius Miles, tekrar imzaladı Memphis Grizzlies ile. Ve, muhtemelen bu 10 maç barajını da aşacak. Bakalım, o zaman neler olacak?