3 Mayıs 2009 Pazar

Taşındık

Yeni bir soluk için artık burdayız.Ucsaniye'ye gosterdiğiniz ilgiyi buraya da gostermenizi bekliyoruz.Durmayın,tıklayın,tıklatın.



http://nobetcigolcu.blogspot.com

5 Nisan 2009 Pazar

Federico Macheda


Eduardo Macheda, dk. 93 Manchester United 3-2 Aston Villa...

Harun Erdenay

40 yaşını aşmış, yavaş yavaş basketbolu bırakma noktasına geliyordu zaten. İTÜ'de ara sıra çıkıp 5'er 10'ar dakika oynuyordu ama bu seneden sonra ondan da mahrum kalacağız artık sanırım. Bir restaurant açmış kendine, artık kazandıklarını sermaye olarak kullanmaya başladı doğal olarak. Özleyeceğiz dememize gerek var mı?

Eurocup Final: Khimki - Rytas

Eurocup'ta final yaklaşık 2 saat sonra oynanacak. Rytas, çeyrek finalde Benetton, yarı finalde Hemofarm Stada ile oldukça zorlu ve yorucu maçlar oynayarak geliyor finale. Khimki çeyrek finalde Pamesa Valencia karşısında zorlanmıştı ama yarı finalde Bilbao karşısında son dakikalarda biraz ecel terleri dökseler de; Rytas'a nispeten biraz daha rahat kazandılar. 19.00'daki maçı Eurosport 2'den canlı olarak izleyebilirsiniz. Benim favorim Khimki. Göreceğiz...

4 Nisan 2009 Cumartesi

Yeni Pippen: Nicolas Batum


Blogtaki siftah yazısını Batum ile yapalım. Bu sezon özellikle işin savunma tarafından Portland Blazers'ın bir basamak yukarı çıkmasında büyük rolü var Batum'un. Savunması ile Pippen'a benzetiliyor bu çocuk. Biraz kariyerinden bahsedelim.

1988 doğumlu
gelecek vaadeden fransız basketbolcu. 2,03 boyunda olup, geniş kol uzunluğundan ve hızından dolayı 2-3-4 numara oynayabilmektedir. 2006 avrupa genç erkekler basketbol şampiyonası'nda formasını giydiği Fransa milli takımını şampiyonluğa taşırken kendisi de MVP seçilmiştir. Bu turnuva sonrası yıldızı parlamış, nba gözlemcilerinin takibine alınmıştır. 2007 draftında yukarı sıralardan seçilmesi beklenirken kendini geliştirmeden bu ligde oynamak istediğini belirtip drafta girmemeye karar vermiş, eski takımı Le Mans'a geri dönmüştür. 2008 Nba Draftında ilk tur 25. sıradan Rockets tarafından seçilip sonra Blazers yolunu tutmuştur.

30 Mart 2009 Pazartesi

Euroleague @ Batug

Biliyorum, Batug.com'u takip etmeyenler için biraz geç oldu ama biz yine de linki verelim;


"Mustafa Geldi, 3 Oldu"

Biliyorum çok Ercan Taner vari bir başlık oldu ama benim adıma yoğun geçen bu günde daha iyisini bulamadım doğrusunu söylemek gerekirse. Neyse konumuza gelelim. Batug.com forumlarından ve http://parmakarasiterlik.blogspot.com'dan Mustafa da artık bizimle olacak ve değerli görüşlerini bu blogdan paylaşacak...

Bu arada sanırım kendisi daha çok NBA hakkına yazacaktır.

De haydi ne diyelim, hayırlı olsun blog ortamına...

29 Mart 2009 Pazar

Renault'nun Play-off Yolu

Fotoğraf dünkü değil, deplasmandaki Banvit maçından ama idare ediverin artık... Önce Darüşşafaka'yı mağlup etti Bursa'da Renault, ardından Antalya BŞB. gibi zorlu bir deplasmandan galibiyeti çıkarıp küme düşme yarışına, "güle güle", play-off yarışına, "selamün aleyküm" dediler. Dün uzatmada kazanılan Banvit maçıyla birlikte, play-off potasındaki en şanslı birkaç takımdan biri haline geldiler. Şu an 9. basamaktalar, önlerindeki Karşıyaka'dan averajla gerideler ve o Karşıyaka ile Bursa'da oynayacaklar, kalan 6 haftalık fikstürleri ise Türk medyasının tabiriyle lokum gibi. Erdemir, Selçuk Üni., CASA TED, G.Saray Cafe Crown, Pınar Karşıyaka ve Kepez Belediyesi... Buradan çıkarılacak 4 galibiyet büyük ihtimalle yetecektir Renault'ya... Son haftalarda yaptıklarıyla TBL'nin ne kadar değişken bir lig olduğunu göstediler zaten. Kendi rakipleriyle oynadıkları art arda maçları kazanmaları onlara play-off bileti olarak geri dönebilir...

Agent Zero

7'de 6

Takım Hosley ve Tolliver transferlerinden sonra çıktığı 1 maçı kazanabildi ancak, ortaya konulan basketbol da tatmin edici değil ama erken konuşmamak lazım yine de tabii. Tolliver fena bir oyuncu olmadığını ispat etti, Hosley'nin potansiyeli hakkında da kimsenin şüphesi yok. Özellikle onun play-off'larda vites arttıracağını düşünüyorum, ki çok önemli olacak onun performansı o seviyede.

Takımda sistem yönünde karmaşa yaşanıyor. Koray hoca ilk geldiği maçlarda inanılmaz boğucu bir savunma yaptırıyordu takıma, eğer o baskıda takım topu kapabilirse hızlı hücumlarla sayı buluyordu, rakip takım topu bir şekilde kullanmayı başarırsa da genellikle Hüseyin'in bire birlerine bakılıyordu, veya pick&roll'e başvuruluyordu, veya bol top çevirip 3 sayı imkanı yaratmaya çalışılıyordu. Hosley ve Tolliver pozisyonlarına göre atletik oyuncular. Yapıları hızlı basketbola oldukça uygun ve hızlı basketbol oynayan bir takımın sisteminde çok daha fayda sağlayabilirler takımlarına. Ancak bu noktada sorunu yaratan Hüseyin oluyor maalesef. Sene başından beri gösterdiği performansa lafım yok, insanüstü oynadı, hala da iyi oynamaya devam ediyor ama elde Hüseyin dışında hızlı basketbol oynamaya oldukça uygun bir kadro yapısı varken, takım Hüseyin'e çok fazla bel bağladığı için potansiyelinin çoğunu kullanamıyor G.Saray Cafe Crown. Yapılacak fazla bir şey de yok. Sonuçta böyle bir performans gösteren oyuncuyu yollayamazsınız, ki zaten bunu en azından şu an için kesinlikle desteklemiyorum. Lakin öte yandan elinizde büyük bir potansiyel var ve bunu yukarıdaki malum sebeplerden dolayı yeteri kadar kullanamıyorsunuz. Bir şekilde çözüm bulunmalı. Ama sene sonunda bazı değişikliklere gidilecek, gidilmeli mecburen. Zaten bunu söylemeye gerek yok, ister istemez her sene kadronun yarısı, oyun yapısı, şube içindeki dinamikler değişiyor.....

26 Mart 2009 Perşembe

Mutluluğun Fotoğrafı


Bizimkiler NBA liderliği -ve dolayısıyla saha avantajı-nın keyfini çıkarıyor. Darısı play-off'lara...

25 Mart 2009 Çarşamba

TBBL'de Şampiyon Kim Olur?

Litvanyalı Hücum Oyuncusu

Amerikan Profesyonel Basketbol Ligi (NBA) takımlarından Denver Nuggets'ın Litvanyalı hücum oyuncusu Linas Kleiza'ya, 25 bin dolar para cezası verildi. NBA'den yapılan açıklamada, 24 yaşındaki oyuncunun, 21 Mart Cumartesi günü Washington Wizards'ı 116-105 yendikleri iç saha maçında, saha görevlilerine küfretmesi nedeniyle bu cezayı aldığı belirtilirken, Kleiza'nın, görevlilere ne dediği konusunda bilgi verilmedi.

Tam metin şurada...

G.Saray Cafe Crown Gündemi

G.Saray Cafe Crown'da gündem yoğun. Hafta sonu alınan CASA TED Kolejliler mağlubiyetinin ardından pek de şaşırtıcı değil bu durum. Hosley ve Tolliver transferlerini burada övmüştüm ve G.Saray Cafe Crown'ın bu transferlerle birlikte seviye atlayabileceğinden bahsetmiştim. Hosley-Tolliver ikilisiyle sahaya çıkılan 6 maçta alınan yalnızca tek bir galibiyet var. Oynanan basketbol? O da kötü. Gerçi, G.Saray Cafe Crown sezon başından beri tatmin edici basketbol oynamıyor. Koray Mincinözlü göreve geldikten sonra 2-3 maç hakikaten çok sağlam bir duruş sergilediler ama arkası gelmedi, gelemedi. Çok iyi savunmacı, çok iyi mentör deniliyordu geldiğinde. Ben tanımıyordum açıkçası ama ilk 2-3 maçında hakkında söylenenlerin doğruluğunu az çok ortaya koymuştu. Devamını getiremedi belki ama en azından bir daha yapabileceğini gösterdi aynı şeyleri. Son zamanlarda çok fena teknik hatalar yapıyor saha içinde aslına bakılırsa ama daha müsait bir zamanda, daha detaylı bir şekilde değinmek istiyorum o konuya...

Tabii, takımın tepetaklak gitmesinin nedeni tek başına yeni transferler değil. Bilakis takım yenilirken sürekli takımı sırtlayan isimlerden birkaçı oldu Hosley ve Tolliver. Hosley'den bundan çok daha fazlası bekleniyor muhakkak ve play-off vakti geldiğinde de daha iyi şeyler yapacağından emin taraftarlar (oynadığı pozisyon da basketbolunu ciddi biçimde etkiliyor, o da belirleyici olacak ilerleyen zamanda); Tolliver da bir soru işareti olarak gelmesine rağmen standartların üzerinde bir form grafiği yakalamış durumda. 5-6 hafta daha bekleyip sezon bittiğinde bir değerlendirme yapmak daha doğru olabilir sarı kırmızılılar için. Zira bazı şeyler daha fazla oturabilir sistemde, uyum sorunları aşılabilir vs. vs...

Ayrıca iki de haber okudum biraz önce. Ahmet Dedehayır açıklama yapmış; "CASA yenilgisinde tüm oyuncular suçlu. Taraftarların tepkisi haklı, lig sonuncusuna yenilirsen haklı olarak tepki görürsün. Maç boyunca savunma yapamadık" diyor. E, yanlış şeyler söylemiyor da, medyaya karşı açıklama yaparken kullandığı üslubu görünce, medyada çıkan, "Dedehayır oyuncuları fırçaladı", "Dedehayır kötü oynayan oyuncuya küfür etti", "Dedehayır bayan takımının antrenmanında Müge hocaya bağırdı" haberlerine inanmamak güç. Yok, zaten bu haberlerin doğruluklarından şüphe etmiyordum (hem kaynakların güvenirliği, hem de az çok Dedehayır'ın kişiliğini tahmin edebilmem sebebiyle), havada kalan ufacık soru işaretleri de kalkmış oluyor böylece.

Diğer bir haber de Cemal Nalga ve Erdem Türetken ile ilgili. Cemal'in bir maçta (şu an aklıma gelmiyor hangi maç olduğu) oyuna sakatlığını bahane ederek girmemesi zaten herkesçe bilinen bir şeydi. Bir de Erdem çıktı üstüne. O da aynı tarzda tavırlar sergiliyormuş. Süre aldıkları falan da yok zaten ikisinin son haftalarda. Cemal bu sezon kendini biraz geliştirdi, arada çıktı 2-3 maç top oynadı, bir özür diler, sezon sonunda coach ve şube sorumlusu değişir, bir şekilde takım da kalabilir de, sen bu performansınla ve bu disiplinsizlikle nasıl takımda kalacağını düşünüyorsun diye sormak isterdim Erdem'e...

24 Mart 2009 Salı

Günün Özeti

CSKA-Partizan maçından ayrı bir post halinde bahsetmiştik aşağıda, çok kısa olarak bir de özet geçelim gecenin diğer maçlarını...

Günün en fazla merakla beklenen maçında TAU, Barcelona karşısında ikinci çeyreğin başında 10-15 sayılık farkı yakaladı, Barcelona zaman zaman geri gelip farkı 3-4'lere kadar indirmesine rağmen rakibini yakalamayı bir türlü başaramadı. İki takım da işin savunma tarafında kötü ama Barcelona'nın kötü savunması çok daha fazla ön plana çıkıyor. TAU maç boyunca çok ufak bir hamleyle bile hücumda boş şut imkanı yakalıyordu; çoğu zaman pota altına çok rahat girip oradan istedikleri kadar ekmek çıkartıyorlardı... Lakovic-Sada ikilisinin yaptığı abartı top kayıpları da tüm bunların üzerine tuz biber oldu. Pablo Prigioni, 5/7 üç sayı isabeti ve 8 asistle açık ara en iyisiydi maçın ve gecenin. Hele bitime 1.30 kala çok uzaklardan salladığı ve maçı bitiren basket tek kelimeyle enfesti...

Diğer maçları hiç izleyemedim, o yüzden çok kısa geçiyorum... Olympiacos seriye kazanarak başlamış Madrid karşısında. Maçın başında 15-20 sayılık farkı yakalamış Yunan temsilcisi ama oradan geri gelip öne geçmeyi başarmış Madrid. Ancak ev sahibinde kusursuz oynayan (istatistiklerden gördüğüm kadarıyla) Papaloukas ve Vujcic fişini çekmiş İspanyolların... Pana da seriye kazanarak başlayanlardan... Siena karşısında Pekovic dışındaki herhangi bir oyuncu bireysel olarak ön plana çıkmamış gibi. Siena'da durum tam tersi. McIntrye 27, Sato 29 sayı üretmiş; takımın geri kalanı 29 sayı... Hala Siena favorim ama tabii seride 2-0 geriye düşerlerse geri dönmeleri pek kolay olmayacak...

Turgay Demir

Fotomaç, Fanatik gibi gazetelere pek itibar etmem; bir şekilde elime geçtiği takdirde de pek fazla okumam köşe yazılarını. Ancak türlü türlü yerlere copy paste yapıldığı için bu yazılar, bir şekilde karşınıza çıkıyor... Çok fazla yazısını okumadım Turgay Demir'in. 2-3 tane internet üzerinden denk gelmişimdir, öyle anca... Ancak birkaç hafta önce yine günlerden bir gün, tesadüf eseri elime geçti Fotomaç, yapacak bir şey olmadığından da okuyayım dedim resimdeki zat-ı muhteremin yazısını... Yazının konusu, Ankaraspor-Beşiktaş maçında Tello'ya atılan jant kapağı üzerineydi. Herkesin verdiği klasik tepkiler yazdıkları, lakin bu olaya neredeyse yazının tamamını ayırması ve sürekli aynı şeyleri durmaksızın tekrar edişi "eh yeter" dedirtmişti o zaman bana... Yazının diğer ufak kısmında değindiği konular da yine hakemler, federasyon üzerineydi yanılmıyorsam. Zaten bundan önce okuduğum 2-3 yazısında da sıklıkla karşılaşmıştım hakemle ilgili ibarelerle...

Bugün yine internet'te dolanırken dikkatimi çekti bugünkü yazısı... "İspanya'dan neden 5 yedik!" diye başlığı çakmış abimiz, yazının girişinde de "ben şimdiden söyleyeyim de..." diye bir dalıvermiş, sonrasında tutabilene aşk olsun... Yazının arasında bahsettiği Liverpool-Barca olayı var da, amacı tamamen işi Beşiktaş'a getirmek, getiriyor da zaten... Milli takımın 5 yemesinin nedeninin (abimiz maçları öyle bir şekilde oldu bittiye getiriyor ki, gerçekten 2 maç oynanmış, 5 golü yedik diye düşünmeye başlıyor ve bunun nedenlerini sorgulamaya başlıyorsunuz kendi kendinize) sadece Nobre ve Toraman'ın kadroya alınmamasıyla açıklanmasını da gördüm ya, daha da kaçarım artık Turgay Demir ismini gördüğüm-duyduğum yerden...

Yazının tamamı da şurada okumak isteyenler varsa...

CSKA 56-47 Partizan

Gece güzel başladı, sağlam başladı. Tabii zevkli basketbolu bol skor, bol basket; sıkıcı basketbolu düşük skor, az basket olarak son derece sığ bir biçimde tanımlayıp, bu maçta oynanan basketbola sıkıcı diyerek beni şaşırtmış (!) olan ekran başındaki ikili (özellikle de maçı anlatanı), sahadaki savunmanın, özellikle de CSKA'nın yaptığı savunmanın hangi boyutlarına ulaştığını tam anlamıyla idrak edemedi sanırsam... Son 5 dakika hariç, her CSKA savunmasını izlerken muazzam bir zevk aldım, hiçbir delik yok neredeyse, rakip takımı harika bir şekilde kilitlemişler ve çok fazla enerji harcamadan, kendini yerlere atarak hırpalamadan akıllı bir şekilde nasıl savunma yapılırın dersini verdiler dört dörtlük bir şekilde bu akşam. Ha tabii, zaten CSKA için alışık olduğumuz bir durum bu, her maçlarında buna benzer savunma performanslarını izliyoruz. Maç boyunca belki izleyenleri ayağa fırlatan bir hücum hareketi, bir sayı olmadı ama Khryapa'nın 2 Partizan fastbreak'ini harika bloklarla kesmesi mest etti beni mesela. Ayrıca oyunun hızladığı vakitte, iki takımın hücum yönünde de usta olduğunu gördük... Ama yok; Efes-Kepez maçında Ender topu getirir, dribblingle içeri dalıp jump shot'ı yollar, karşıdan gelir Fitch sallar, sonra alır öbürü sallar, Efes 90-85 kazanır, sonra da "müthiş maç oldu değil mi Çetin hocam" deriz... (takım isimleri sadece örnek olarak verilmiştir..)

CSKA'nın seriyi 4. maçta bitireceğini düşünüyorum. Partizan çılgın taraftarıyla Sırbistan'da bir galibiyet kapacaktır tahminimce ama son maça kalmasını da pek olası görmüyorum. Bu maça 142.5 sayı marjı veren iddaa'ya, sezon içinde iki takımın aralarında oynadıkları maçlara bakmasını, play-off maçlarının grup maçlarından çok daha sert geçtiğini idrak etmesini dilerim...

23 Mart 2009 Pazartesi

TB2L'de Değişim

Şimdi, bu hafta sonu biten normal sezonun ardından belli olan play-off eşleşmelerini incelerken gözüme çarptı. Eğer okuduğum yer bir yanlışlık yapmamışsa (Turkbasket) veya ben yanlış anlamamışsam, önemli bir değişiklik yaşanmış TBL2'de play-off'lar özelinde. Geçen sezon yine 16 takımla play-off'a başlanmıştı, takım sayısı 4'e indikten sonra Adana'da düzenlenen 4'lü bir turnuvayla lige çıkan 2 ekip belirlenmişti. Turnuvaya favori olarak gelen İTÜ ve Tofaş evinin yolunu tutarken, galibiyet alması bile zor gözüken Erdemir tulum çıkarıp, yanında Aliağa Petkim'le lige yükselmişti... 

Bu sezon da yine aynı şekilde başlıyor 16 takımla play-off'lar, ama bu kez sonuna kadar gidiyor. Yani, play-off sistemiyle takımlar yarı yarıya düşecek her turda ve finale kalan 2 ekip, lige çıkmış olacak... Açıkçası hoşuma gitti bu değişiklik. Geçen sezonki sistemde o 3 günlük süreç içinde formda ve iyi gününde olan bir takım çıkabilirdi her sene sürpriz yapabilecek, nitekim Erdemir de gerçekleştirmişti bu sürprizi yukarıda belirttiğimiz üzere. Sürpriz, heyecan hoştur da takımların da, genele bakıldığında oynadıkları oyunun haklarını almasını isterim her zaman. Bu sistemde ligi tepede bitiren takımın sürpriz bir şekilde elenmesi daha düşük bir ihtimal misal...

Euroleague Top-Eight

Yarın başlıyor yeniden... Yayın haklarını elinde bulunduran Spormax, acaba Fenerbahçe ve Efes Pilsen elendi diye maç yayınlarını belli ölçüde azaltır mı diye düşünüyordum ama yanıldım. Yarın akşam 3 maçı art arda veriyorlar, sabahına da 4. maçı yayınlıyorlar. Tabii 3 ve 4. maçlar banttan. İkinci maçlar Perşembe günü ve işleyiş yine aynı. Sınavlarım dolayısıyla 2-3 tanesini feda edip birisini izleyebileceğim bu hafta için maalesef... Ayrıca, dikkatimi çeken diğer ayrıntı da hem yarın hem Perşembe günü sabah yayınlanacak maçın Siena-Pana maçı olması, açıkçası bir rotasyon sağlasalar daha iyi olabilirdi ama buna da şükür tabii...

Olympiakos-Real Madrid
Barcelona-TAU Ceramica
Panathinaikos-Siena
CSKA Moskova-Partizan

Indian Wells Nadal'ın

Avustralya Açık'ın ardından katıldığı 2. turnuva olan Indian Wells'i de kazanmayı başardı bu varlık. Finalde belalısı Murray ile oynadı, ki maça da şans eseri rastgeldim, izledim de tamamını. İlk 2-3 oyun maçın başa baş geçeceğinin sinyalleri verildi, ama kazın ayağı pek öyle olmadı. Art arda servisleri kırıp kortta fırtına gibi esmeye başlayan (zaten maçın da ilk 10-15 dakikalık kısmı dışında yoğun bir rüzgar vardı) Nadal, 6-1 6-2'lik setlerle kesti hesabı. Durdurulması gün geçtikçe daha da zor hale geliyor ve durdurulamamaya da devam edecek gibi görünüyor... Eğer diz sakatlığı onu ciddi bir biçimde etkilemezse, erkekler tenisini uzun yıllar domine edeceği açık...